Yunan yangınının esintileri

0
58

Avrupa’nın şımarık çocuğu olmakla övünen Yunanistan’da başkent Atina ekseninde yaşananları gördükçe acıma hissine kapılanlar yanılıyorlar…

Yıllar yılı Avrupa medeniyetinin beşiği olarak anlatılan ve Avrupa Birliği’nin temellerini sağlamlaştırmak için yararlandığı Yunan tezleri bugünlerde iflas ederken; hemen hemen tüm Avrupa Yunanistan’ı karşısına alarak akıl almaz iğnelemelerle çıkışıyor.

Başta Almanya olmak üzere birçok Avrupa devleti Avrupa’yı adeta çöküşe sürüklemekle suçladıkları Yunanları tembellik ve ağırkanlılıkla itham ederken onca yıl gözlerini kapatarak tüm olumsuz göstergelere rağmen 10 milyonluk Yunan devletini nasıl ayakta tuttuklarını unutuyorlar elbet…

***

Yunanistan’ın sınır boyunda, Ege Denizi’nin öteki yakasından gelişmeleri izleyen bizler sadece televizyon ve gazetelerle sınırlı dünyamızda komşumuzda dünyaların yıkıldığını zannederken Yunan arkadaşlarımın daveti üzerine Kuşadası üzerinden Sisam adasına uğrayınca bol bol gözlem yapma şansına erişiyorum ister istemez.

Adaya adımımı basar basmaz çok merak ettiğim ekonomik kriz söylemlerinin yansımalarını arıyorum göz ucuyla. Diğer tüm adalarda olduğu gibi Sisam’da da yaşam sabah 7 gibi başlıyor. Tüm resmi dairelerle birlikte sabah 7’de açılan dükkanlar öğlen 14.30’da kapanırken adayı siesta havası kaplıyor.

Tuzu kuru olarak tabir edilen Yunan vatandaşlarının yaşadığı Ege adalarında insanlar kendi yiyeceklerini en doğalından yetiştirdikleri bahçelerinde kısa süreli hobi aktiviteleriyle mutlu oluyorlar. Yunan Ulusal Meclisi’nde yangının dumanı yükselirken bir türlü kurulamayan Hükümeti kafasına takan yok sokaklarda…

***

9-10 saatlik hızlandırılmış ada turunda 4 kafe, bir plaj, iki de restorana oturuyoruz… Gelip geçen herkes birbirine selam veriyor. Havadan sudan konuşulurken şen kahkahalar yükseliyor mekanlardan…  Hesabı istediğiniz süreyle hesabın önünüze gelişi arasında 1 saati geçen zaman dilimleri oluyor. Rahatlık hat safhada…

Sanatla uğraşan, kendi içeceğini yiyeceğini temin eden, çoğu varlıklı ailelerin büyük derdi küçük yerde yaşamanın yarattığı dedikodu ortamı. Tüm ülkenin en büyük sorunu ekonomik kaynaklıyken adalarda yaşam kafelerde oturup soğuk içecekleri yudumlayarak, zaman zaman da karşı kıyılara bakarak geçiyor…

***

Kan ağlayan ülkede Pakistan, Afganistan uyruklu göçmenler ellerindeki incik boncukları satma mücadelesi verirken, bizim 10 saat süren ve birbirinden olabildiğince uzakta bulunan kafe, restoran oturmalarımızda aynı göçmenlerin adım adım satmaya çalıştığı objeleri gördükçe içleniyorum kendi kendime…

Türkiye’den bile onca insanın ulaşmakta zorlandığı bu küçük Yunan adasına ta Pakistan’dan, Afganistan’dan nasıl geliyordu bu insanlar?

Çoğu Yunan’ın Türk sahil güvenliğini kaynak olarak gösterdiği göçmenlerin çalışma şevki adaya fazla gelirken, dünyadaki herkesin daha iyi bir yaşam için yapmayacağı bir şey gerçekten yok onu görüyorum bir kez daha…

Şunu rahatça söyleyebilirim ki, “Yunanların Türkiye’ye avuç açıp turist gelsin gibi bir söylemleri yok. Onlar günün büyük çoğunluğunu büyük bir rahatlıkla geçirirken dahil oldukları Avrupa Birliği’nde tüm işleri halleden birileri var…”

PAYLAŞ
Önceki İçerikÖykünme Kültürü
Sonraki İçerikSünneti de tartışalım

Gözlem yapmayı, izlemeyi, yeni yerler keşfetmeyi, şehirlerde insanların içine karışmayı seven biri. Eğitimli muhabir. Gördüklerini, hissettiklerini, deneyimlediklerini yazmaktan keyif alıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here