Alamancı evi

0
61

60’lı yılların sonundan itibaren Avrupa’ya akın akın gitmeye başlayan vatandaşlarımız çok daha iyi şartlarda, güzel paralara Avrupalılara hizmet edebilmek için kıyasıya yarışa girdiler. Kimi Hollanda’ya yerleşti, kimi Almanya’ya… O yıllardan günümüze, artık yaşadığı ülkenin vatandaşı olan 3, hatta 4. kuşak Türk kökenli Avrupalı vatandaşlarımız çıktı ortaya.

almanci

Türkiye’de yaygın söylemle “Alamancı” olarak adlandırılan bu grup yazları memleketine tatile Mercedes’leriyle gelen, kazandığı parayı Türkiye’de harcayan; ne Türkiye’ye ne de Avrupa’ya ait olmayan ortada kalmış bir sınıfı ifade eder oldu. Bu ortada kalmışlık yaşadığı ülke diliyle beraber Türkçe’yi de iyi düzeyde, genellikle, konuşamayan bir geçiş insanı yarattı kendi çapında. Memlekete duyulan hasretle beraber ana vatanlarında karşılaştıkları olumsuz tepkilerle yaşadıkları ülkelerin kendilerine bakışları rahatsız etti bu insanları.

Birikim yapan Türkiye’de gayrimenkule yatırdı paraları. Hemen hemen her birinin kendi memleketinde evi, yazlığı oldu; çalıştığı ülkede kazandığı paralarla. Belçika’da yaşayan Afyon’un Emirdağlısı Afyon’da, Hollanda’da yaşayan Rizeli Rize’de, Avusturya’da yaşayan Sivaslı Sivas’ta, İsviçre’de yaşayan Erzurumlu Erzurum’dan ev aldı kendine…

Çocuklara, yeğenlere, komşulara bırakılan bu evlerin anahtarları elden ele dolaştı sahipsizce. Onun bunun hizmetinde çalışılarak zor koşullarda kazanılan o likitlerin dönüştüğü bu evler hiçbir zaman olamadı gerçek sahiplerinin. Ya çocuklar sürdü sefasını, ya torunlar ya da aydan aya evi ziyaret eden yeğenler…

Alamancı Evi

30 yıllık bir bina. Aşağıya doğru uzanan dar yokuşun kot farkına maruz kalan apartman girişinden giriyor içeriye. Apartman bildiğiniz eskilik kokuyor buram buram. Asansör yok. Aydınlatma düğmelerinden merdiven tırabzanlarına kadar her şey binanın üretim tarihine denk geliyor. Ölü olarak isimlendirilen tam 4 daire var bu binada. Seneden seneye gelen evsahiplerinin uğramasıyla açılan o eski tahta kapılar tüm yıl boyunca ardına kadar kapalı kalıyor. Apartmanda sürekli yaşayan yaşlılar ise mutluluktan uçuyorlar. Ne ses eden var, ne gürültü çıkaran.

Almanya’da yaşayan teyzesinin komşuya emanet ettiği anahtarı alıp zorlamayla açıyor kapıyı. Aylardır kapalı kalan evin içerisinde dokunulmamışlığın rutubet kokusu var. Pencereler de aylardır kapalı. Evin yanmaya hasret ampulleri sessiz bekleyişle düğmeye dokunulmasını arzuluyorlar.

Ayakkabısını çıkarıyor, salona doğru iki hamleden sonra giriyor. Üstleri örtülerle bezenmiş koltuklar insan bedenini özlemiş. Toz tabakasıyla mücadele eden eski sehpa ise teknolojiye yenik düşmüş eskimiş işlemeleriyle.

Tüpü bitmiş televizyon evin alındığı gün salona giren ilk eşyalardan… Yaşanmışlığı geçmişi ve anıları simgeliyor tüm heybetiyle. Nice umutlarla, o çalışmalar karşılığı kazanılan likitlerle düzülen evdeki her şey yenik düşmüş zamana. “Biraz daha çalışalım,” “az daha sabredelim” derken ev kalmış kendiyle. Sahipleri hala köleler gibi çalışmaya devam ederlerken, paraları birikiyor Alman bankalarında. Zamanında alınan memleketin rutubet kokulu evi ise yeğen tarafından ziyaret ediliyor zaman zaman.

Üstü örtülü koltuklarla tozlu sehpa yine yerli yerinde…

PAYLAŞ
Önceki İçerikSan Francisco-II
Sonraki İçerikABD’ye veda: New York
Gözlem yapmayı, izlemeyi, yeni yerler keşfetmeyi, şehirlerde insanların içine karışmayı seven biri. Eğitimli muhabir. Gördüklerini, hissettiklerini, deneyimlediklerini yazmaktan keyif alıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here