Alsas Loren’de Keşif Zamanı

0
418

Avrupa’yı şekillendiren savaşa neden olan coğrafyada geçmişin izlerini silmek henüz mümkün olmamış

Birinci Dünya Savaşı’nda 5 kıtayı birbirine düşürmeyi başaran Alsas Loren bölgesi, tarih bilgilerini güncellemek ve yeni yerler keşfetmenin tadını çıkartmak için ideal.

Yaz sıcağının kavurucu etkisini yaşadığımız Türkiye’de herkes güneye, deniz kıyılarına akın akın giderken bir başka tanıklık için Nancy giriyor rotama. Birinci Dünya Savaşı’nda 5 kıtayı birbirine düşürmeyi başaran Alsas Loren bölgesi, tarih bilgilerini güncellemek ve yeni yerler keşfetmenin tadını çıkartmak için ideal.

Nancy-Fransa

İzmir-İstanbul-Paris ekseninde sürdürdüğüm uçak yolculuğunun sonunda Nancy’de yaşayan arkadaşım Nicolas, Fransız Cumhurbaşkanı ve simge isim Charles De Gaulle’nin adını taşıyan Avrupa’nın en büyük havalimanlarından biri olan alanda karşılıyor beni.

Yaklaşık olarak dört saat sürecek araç yolculuğumuzla 360 kilometreyi aşıp Fransa’nın en doğusuna, Almanya ve Lüksemburg ile sınıra yakın olan Nancy’e gidiyoruz.

***

Adı Almanca Nanzig, Lüksemburgca Nanzeg olan Nancy’i Fransızlar “Nansi” olarak telaffuz ediyor. Ülkenin Lorraine (Loren) bölgesinin Meurthe-et-Moselle departmanının yönetim merkezi şehri Nancy üniversiteler kenti olarak tanınıyor.

400 bini aşan toplam nüfusuyla önemli bir birikimi bünyesinde barındıran kent kültürel dokusuyla özellikle Belçika, Hollanda, Lüksemburg ve Almanya’dan gelen yabancı turistlerin ilgisini çekiyor. Çok kültürlülük tanımına uyuyor tam anlamıyla.

***

Avrupa’nın en sıkı trafik kurallarının uygulandığı Fransa’da yollar şehir içi, devlet ve otoyol olarak üç farklı kategoride değerlendiriliyor. Türkiye’de duble yol dediğimiz şehirlerarası yollar burada devlet yolu olarak bizdeki otoyol simgeleriyle gösteriliyor. Otoyollar ise bizdekinin tam tersine mavi zeminli tabelalarla ifade ediliyor.

Bütün bunların kafa karışıklığını yaşarken anlamaya çalıştığım trafik işleyişi vatandaşı adeta uzaktan izleyen bir modele sahip. Belirli aralıklarla karayollarına yerleştirilmiş olan radar cihazları sürekli kayıt altına aldığı yollarda güvenliğin bekçileri konumunda.

Nancy-Fransa

Şehir içinde 50, devlet yollarında 110 ve otoyollarda 130 kilometrelik hız sınırlarının uygulandığı ülkede hemen hemen her kavşak ada biçiminde döner hale çevrilmiş. Hiçbir trafik ışığının konulmadığı bu döner ada kavşaklar belirli bir süre sonra sinir bozucu hale geliyor. 110 kilometre hızla ilerlediğimiz yolda birden 50’ye düşen hızla birlikte iki ya da üç şeritli yolun karşısına çıkan adaların etrafından dönerek yola devam etmek gerekiyor. Adaya giren araçların geçiş önceliği var.

Ada kavşakların trafik kazalarını önleme ve hızı azaltma noktasında başarılı olduğunu anlamış olacaklar ki ülkenin her köşesine bu kavşaklardan yerleştirmiş Fransızlar.

***

Nicolas’ın yorulmasıyla birlikte devraldığım arabada ciddi uyarılarla karşılaşıyorum. Daha önceden Türkiye’de ağırladığım Nicolas ülkemizdeki trafik kurallarının işleyişi hakkında bilgi sahibi olduğundan bana her gördüğüm hız tabelasına uygun davranmamı aksi takdirde hız cezalarıyla uğraşmak zorunda olduğumuzu hatırlatıyor sık sık. Korkudan -aslında olması gereken bu- tüm hız sınırlarına uygun bir biçimde araç kullanarak onca saatin sonunda varıyoruz Nancy’e.

***

Nancy’e  20 dakikalık mesafede bulunan Richardmenil’ de yaşıyor Nicolas. Richardmenil (Şardemenü şeklinde telaffuz ediliyor) Nancy’e bağlı nüfusu yaklaşık 3 bine ulaşan bir kasaba.

Nancy-Fransa

Yabancı filmlerde gördüğümüz zemininde garajı ve arkasında bahçesi olan dik çatılı ahşap evler iklime uygun olarak sıralanmış. Henüz yaz aylarının sonunda olmamıza rağmen buraya yaz pek uğramıyormuş.

Hava 23 derecelerde seyrederken akşam serinliği mutlaka örtünmeyi gerektiriyor…

Nancy-Fransa

Dinlerine sıkı sıkıya bağlı olan Fransız vatandaşların her pazar ayini için uğradığı kiliseyle başlıyoruz turumuza. İlk gecenin yorgunluğunun ardından üzerime iliştirdiğim ceketle üşüme hissimi bastırmaya çalışıyorum.

Dört bir yanından kente serinlik katan nehirlerle çevrili Nancy tipik bir Avrupa şehri aslında…

Kilisenin bahçesinde önemli dini aktörlerin mezarlarına şöyle bir baktıktan sonra biniyoruz Dacia’mıza koyuluyoruz yola.

Nehirlerin üzerinden geçip hemen hemen her kentte aynı isimle bir kilisesi bulunan Notre-Dame de Sion’a gidiyoruz.

Nancy-Fransa

Sion öncesinde devasa saman balyalarının serili olduğu yemyeşil tarlaların üzerinde mola veriyoruz. Harika görüntüye ortak olabilmek adına fotoğraf çekiliyoruz saman balyalarıyla…

Nancy-Fransa

Hafif nemli yeşil tarlalar dinleniyor yeni ekin sezonuna hazırlanmak adına…

Maurice Barres Anıtı

nancy (38)

Sion Tepesi’ne varmadan Fransızlar için önemli bir geçmişe sahip Maurice Barres Anıtı’na uğruyoruz. Ünlü yazar, gazeteci ve siyasetçi Barres adına dikilen anıt bölge insanının uğrak noktası haline gelmiş.

Dik, taş bir minareyi andıran ve en tepe noktasında küçük bir haç barındıran bu anıt kutsal bir mekan olarak adlandırılıyor. Hemen arkasından gözetlenen ova nedeniyle bulunduğumuz konum Almanya ile Fransa arasında sancılı dönemlerde stratejik bir nokta olması açısından da önemli.

Aynı zamanda efsanelere konu olan bu tepede ilgi çeken ilginç bir efsane dilden dile dolaşıyor. Efsaneyi Fransızca olarak her türlü kartpostal ve hediyelik eşyanın üzerine yerleştiren bölge insanı bir tane belgeyi İngilizce yapmayınca sözlük yardımıyla bire bir çeviriler üzerinden Türkçe çeviri uğraşına girişiyorum…

“Une legende dit qu’un soir, apres avoir prie a Sion, la princesse Marguerite s’aperçut, en revenant au chateau de Vaudemont, qu’elle etait suivie. Au bord de la falaise, elle cria: “Notre Dame de Sion, sauvez-moi” Elle lança son cheval dans le vide et continua sa course.

Son poursuivant voulut en faire autant.

C’est alors que Maria ramassa dans le ciel une poignêe d’êtoiles que la nuit tombante venait d’allumer. Elle les jeta aux yeux du cheval qui tourna bride. N’est-ce pas depuis ce soir-la qu’on les trouve par myriades dans le sol de la colline?”

Fransızca’dan Türkçe’ye çevirene kadar ölüp ölüp dirildiğim efsaneyi anlayınca gerçekten çok güzel bir noktada olduğumu farkediyorum.

Bu efsaneye göre Sion’da bir gece dua ettikten sonra kalesine doğru dönen Prenses Margaret birinin kendini takip ettiğini fark ediyor. Uçurumun kenarına kadar gelen Prenses Notre Dame Sion beni kurtar diyerek bağırıyor. Boşluğa doğru atıyla hareket eden prenses gökten üstüne gelen ışıltılı yıldızları kendisini takip eden kişinin atına doğru atıyor. Yıldızların ışıltısı takipteki kişinin atının görmesini engelliyor ve geriye dönmesi sağlıyor. Prenses atının ayakları üzerinde güvenle yere iniyor. Rivayete göre henüz birkaç yıl öncesine kadar atın ayak izleri bölgede rahatça görülebiliyormuş.

Olayın yaşandığı o geceden bugüne o tepedeki toprağın üzerinde on binlerce yıldız bulunuyor…

Nancy-Fransa

Nicolas’ın İngilizce olarak anlatmaya çalıştığı efsane yıldızları aramaya koyuluyoruz. Bizim gibi anıtı ziyarete gelen ve yıldız arama çalışmalarına katılan aileleri görünce şaşırıyorum. Az sonra uzun bir uğraşı geride bırakan Nicolas iki üç adet minik yıldız parçasını tutuşturuyor elime. Gerçekten bu çok küçük taştan yıldızların oluşumuna dair net bir bilgi olmasa da efsaneyi doğrular nitelikte hatıralar olarak çantama giriyorlar…

Fransa’nın hemen hemen her bölgesinde olan Notre Dame Sion’a geçiyoruz doğruca.  45 metre yüksekliğindeki çan kulesiyle mimarisinde farklı yüzyıllara dair esintiler taşıyan bazilika çekim merkezi oluşturmuş.

Tam yapım tarihi bilinmeyen bazilika farklı dönemlerde yangın ve depremlerin vurucu etkisini hissetmiş. En son 2003 yılında çıkan yangınla kullanılamaz hele gelen dini yapı 2007 yılında restorasyonun ardından tekrar ziyarete açılmış.

Kilise çevresinde sıralanmış ofislerde hediyelik eşya ve anı ürünleri satılıyor. Kartpostal koleksiyonuma yeni değerler katarak harekete geçiyoruz bir kez daha…

Günün son turistik mekânı olan Luneville Şatosu’na gidiyoruz…

Luneville Şatosu

Nancy-Fransa

Nancy’nin doğu komşusu olan Luneville’e gidiyoruz. İki kentin arasındaki 35 kilometrelik mesafede yemyeşil bir doğa sizi bekliyor.

Yapımına 1703 yılında başlanan ve 1720 yılında tamamlanan Luneville Şatosu kentin en önemli tarihi varlığı. Yine dramatik bir yangınla yok olmaktan son anda kurtulan şatoda restorasyon çalışmaları sürüyor.

Çeşitli dük ve prenslerin yaşadığı şato tarihi boyunca belediye hizmetlerinin verildiği, idari ofislerin bulunduğu çeşitli işlere ev sahipliği de yapmış.  En son 2003 yılında meydana gelen toplam 8 farklı yangınla her defasında farklı bir bölümü kullanılamaz hale gelen yapı Fransa’da tarihi varlıkların korunmasına dair tartışmalara konu olmuş.

Tartışmaların etkisiyle 2004 yılında başlayan restorasyon çalışmaları Savunma Bakanlığı’nın 3 milyon euroluk kaynağıyla harekete geçmiş ve çeşitli fonlardan sağlanan hibelerle halkın da büyük desteğini almış.

Fransız saray konutu olarak inşa edilen şatonun arkasında bulunan Fransız bahçeleri de klasik yapısıyla dinlence ve keyif merkezi haline gelmiş. Temiz hava alıp sohbet etmek isteyen herkes bahçe boyunca sıralanmış banklarda zaman geçiriyor.

Yoğun koşturmanın içerisinde ağaç altında dinlenmeye koyulduğumuz saray bahçesinde bir sonraki günün planlarını yapmaya başlarken Nancy ve çevresinde daha çok görülecek yer var fikrinde birleşiyoruz Nicolas’la…

PAYLAŞ
Önceki İçerikAnne
Sonraki İçerikGüneş Adası Rodos
Gözlem yapmayı, izlemeyi, yeni yerler keşfetmeyi, şehirlerde insanların içine karışmayı seven biri. Eğitimli muhabir. Gördüklerini, hissettiklerini, deneyimlediklerini yazmaktan keyif alıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here