Ani kararların bilinmezliği

1
80

Ani kararlar sürprizlere götürür insanı. Hiç ummadığı anda gelen bir davetle hiç ummadığı bir noktada bulur kendini. Hayatta tanışmam denilen insanlarla tanıştırır, hayatta görülmeyecek ‘an’lara şahitlik ettirir.

Geriye bakıldığında gülümseten, düşündüren, hayatın anlamını sorgulatan ‘an’lar büyütür kişilikleri, belki de yaşananlar ilkler olarak geçer kayıtlara…

***

Yeryüzünü titreten bir günün tam ortasında gelen mesajla düşülüyor yollara. Sahile yakın bir kafede organize edilen buluşma şaşırtsa da birilerini, yolculuk için ilk adım, keyifli ve dikkat çekici bir karşılaşma oluyor.

İlk anda giderilen ‘özlem’in ardından derinlemesine bir sohbet başlıyor. Sohbet daha çok tek taraflı. Onca ayrılığın sorgusu yapılıyor, asıl konu gizlice, binbir yalanın üzerinde dengede tutulan aşka benzeyen bir şeyler…

Toplumun ‘genel ahlak’ diye dikte ettiği genel geçer kavramlara uygun olmayan, uzunca bir süreyi geride bırakan evliliğe rağmen, çok ama çok büyük bir yaş farkıyla sürdürülmeye çalışılan ilişkiye şahitlik etmek bize düşüyor bir anlamda.

Üç saatlik karayolu yolculuğunun her dakikasında ayrı bir stres ile sevgilinin iş çıkışına yetişme telaşı yaşayan bizler sohbetin arasına giren telefon konuşmalarından vakit buldukça detaylı bir profilde irdeliyoruz adı aşk konulan bağımlılığı.

Şiddetin izlerinden küfürlere, bedende eyleme dönüşen farklı fantezilere kadar dinliyoruz. Dikkat çekici bir arabanın içinde, dikkat çeken üç farklı insan olarak kah benzin istasyonundaki görevlinin garip bakışına maruz kalıyoruz kah yanımızdan yavaş yavaş geçen o sıradan tiplerin anlamsız gülüşüne…

Arabadaki diğer ikinin ortak noktası olarak, iki farklı insana birbirlerini tanıtmak için çok da uğraşmıyorum. Sohbet öyle detaylı ve derinlemesine gelişiyor ki o şaşkınlık, o ağzı açık kalma ve merak dürtüsü yerini yeni hareketlenmelere bırakıyor. Cüret sorgulatan düşünceler ışığında ya dayak yersem korkusuyla arabayı kullanan hatunla beraber bırakıyoruz kendimizi geceyi geçireceğimiz otele.

bodrum kalesi

Elindeki biberleri usul usul doğrayan otel ortağı teyzeyle kısa bir merhabanın ardından yiyici esnafın çepeçevre sarmaladığı deniz kıyısındaki mermer yola çıkıyoruz.

Yerli turistin uğramadığı, tüketilmiş turistik merkezde İngiliz ve Fransız turistler eşliğinde yoğun psikolojik baskıyı hissediyoruz. Kolumda dikkate değer, topuklu, fiziğine güvenen biriyle yürürken esnaf kısmının kafasından geçenleri az çok tahmin edebiliyorum.

Olanların şokunu yaşayan konuğumuz ise birkaç adım arkadan bizi dinlerken, bu turistik merkezde geçmişte yaşadığı tatil deneyimini düşünüyor.

***

Evliliğini sevgilisinden saklayan, sevgilisine giderken telefonunda eşinin adını babasının adına dönüştüren, boşanmış olduğunu ve anne-babasıyla yaşadığını, üstüne bir de ailesinin sevgilisini istemediği tezleriyle kurgusal bir oyunu iki yıldır aralıksız sürdüren hatunun adeta uyuşturucu etkisindeki sevgisini ölçmeye yaklaşıyoruz.

Adı ve psikopat huyları dışında çok bir şey bilmediğimiz şahsiyetin görev yaptığı kafeye adım atar atmaz kısa bir göz teması kuruyoruz. Hatunun önceden hazırladığı birkaç soru ışığında gerçekleştirdiğimiz inceleme yeterli gelmiyor. Zira iş ortamı dışında gözlem yaparak hatunu ne kadar sevdiği ve sevgisinin gerçekliği hakkında yorum yapma şansımız olsun istiyoruz.

Mesaisini alelacele tamamlayan çocuğu da alıp yakınlarda bir yerde yemek yiyoruz… Sohbetin çiğliği, boşluğu, değersizliği ve anlamsızlığı üzerinden konumlandırmaya çalıştığım ilişkiye “kilitlenmişlik sendromu” adını veriyorum.  Birbirinden vazgeçemeyen, nefret, sevgi gibi duyguların dibini yaşayan çiftin duygusal iniş çıkışlarını gözlemlerken bir yanda dev ekranda dönen furbol maçına göz gezdiriyor, diğer yandan upuzun bir masada konumlanan Arap asıllı Fransız turistlerin bozuk aksanını dinlemeye çalışıyoruz.

Toplamda üç cümle kurulabilen yemek masasından kalkarken yeni bir kararsız yürüyüş başlıyor. Hangi mekana oturup bir şeyler içelim sorusu herkesin kafasında yanıt ararken, canlı müzik sesi gelen mekan adeta bizi çağırıyor.

İçerideki 3-5 kişiye var gücüyle şarkı söylemeye çalışan zavallı şarkıcıyı dinlemek üzere mekana girerken, deli bozuk çocuğun “ben oraya girmem” tavırlarıyla kaçışına bakakalıyoruz. Hatunun “nereye giderse gitsin” tavrıyla müziğin arasına sızıp sahile doğru bir masaya konumlanıyoruz.

90’lar esintili müzik eşliğinde ilk biralarımızı söylerken “deli bozuğun” muhteşem dönüşünün nasıl olacağı yönünde tahminlerde bulunuyoruz. İlk yudumların ardından el kol garip bir şekilde masaya hızlı bir dalış yapan deli bozuk, daha önce defalarca kez morarttığı bedene hızlıca yapışıyor. Kolundan tuttuğu bedeni plaja doğru, mekanda bulunan az sayıda kişinin dehşete kapılmış bakışları altında sürükleyen deli bozuk sözüm ona konuşarak iletişim kurmaya çalışıyor.

Oturduğumuz koltukta yerin dibine giren bizler gecenin sonunu merak ederken, bir öğle vakti başlayan tesadüfi buluşmada sevgiden olduğu iddia edilen bir şiddetin özneleri konumunda olmanın rahatsızlığını bakışarak yaşıyoruz…

Farklı algıların odağında o tesadüf denilen bahaneyle aynı zaman dilimini paylaşan kişiler olarak gözlem yapmaya devam ediyoruz, kafalar güzelken…

 

PAYLAŞ
Önceki İçerikGerçek
Sonraki İçerikYalandan seyahat
Gözlem yapmayı, izlemeyi, yeni yerler keşfetmeyi, şehirlerde insanların içine karışmayı seven biri. Eğitimli muhabir. Gördüklerini, hissettiklerini, deneyimlediklerini yazmaktan keyif alıyor.

1 YORUM

  1. vallahi hem anladım hem anlamadım.
    şaşırdım…
    seni tanıyorum diye düşünüyordum, bir terslik var bu işte
    cümleler hatta sözcükler yerine oturmuyor, beynimde..
    Kim bu hatun?
    Neyse yarın sorarım…
    Bu ne iş diye…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here