Antwerpen ve eşcinsellik!

0
94

Kuzey Denizi’nden içeriye doğru süzülen üç körfezden birinin kıyısında kurulmuş bir şehir Antverp. Belçika’da Brüksel’den sonra ikinci büyük şehir. Belçikalılar Antwerpen diyorlar buraya…

Flaman bölgesinde, Hollanda sınırında, Flemenkçe konuşulan, Avrupa’nın en çok ırkçı insanını barındıran şehri.

Aynı zamanda gece hayatı ile son derece ün yapmış!

Bir gece hadi eğlenelim parolası ile 3 Polonyalı, bir Yunan ve bir Türk yollara düşüyoruz. Altımızda arabamız, arka koltuklarda otururken bile emniyet kemeri takmamız gerektiği konusunda uyarılarak yola çıkıyoruz.

gay 1

Yola çıkmadan kısa bir süre önce bana evlerini göstermek isteyen Polonyalı arkadaşların evine uğruyoruz.

Bir hafta kadar önce İstanbul’u ziyaret etmişler. İstanbul’dan aldıkları nargile takımı ve birkaç Türkiye’ye özgü ürünü görüyorum. Hoşuma gidiyor. Daha sonra ateşli bir Türkiye ve Müslümanlık sohbeti başlıyor. Ben yeter deyince susuyorlar.

Arabaya biniyoruz. Hız limitleriyle başımız derde girmesin diyerekten, yarım saatlik bir yolculuk sonrasında Belçika’nın en kuzeyi sayılabilecek Antwerpen’deyiz.

Arabayı park edecek bir yer bulduktan sonra, yavaş yavaş atan yağmur taneleriyle beraber sokaklarda yürümeye başlıyoruz.

1400’lü yıllarda Belçika ve Hollanda’nın Güney Afrika’dan yüklü miktarda getirdiği kakao ve elmas sebebiyle Brüksel çikolata cenneti, Antwerpen ise elmas işleme merkezi haline gelmiş. Yan yana 2–3 sokak boyunca elmas dükkânları, her birinde İsrail bayrakları dalgalanıyor.

Yahudi nüfusunun en yoğun olduğu kentlerden biriymiş burası, ırkçılığa gelince Afrika kökenli kişiler ve Müslümanlardan nefret ediliyor.

Yahudi okulları ve dükkânları dikkat çekecek zarafette.

Çok küçük ve daracık bir körfezde bulunmalarına rağmen Avrupa’nın ikinci, dünyanın ise dördüncü en büyük limanı burada kurulmuş.

Uzun örgülü saçları ve şapkalarıyla Yahudiler, genel olarak Belçika’nın aksine burada dikkat çekiyorlar. İlk defa bu kadar çok Yahudi’yi bir arada görüyorum.

Şehrin tramvay ağı 100 yaşına basmış. Son derece çağdaş ve şehrin her yanını sarmış.

Kuyumcuların vitrinlerinden içeriye doğru bakmaya çalışırken yanımıza gelen bir zenci aynı ürünün daha ucuza kendinde bulabileceğimizi söylüyor. Bilmiyor ki cebimde kaç para var!

4000 çeşit hayvandan oluşan Hayvanat Bahçesi ile de bayağı bir nam salmış. Geldiğimiz saat itibariyle gezme gibi bir şansımız yok maalesef. Geliş amacımız sadece biraz kafa dağıtmak.

Görünüşe göre her yerde caz müzik yapan kafeler mevcut ancak caz müziği en iyi yapanlar sokak çalgıcıları; onları değerlendirmenizi öneririm.

Bu kadar ciddi bir ekonomik birikimle Avrupa’da açılan ilk borsa Antwerpen’e kısmet olmuş.

Kuyumcuları geçtikten sonra eğlence mekânımıza giriyoruz. Kapıdan girişte kimlik isteniyor ve her giren ziyaretçinin fotoğrafı çekiliyor. Güvenlik önlemleri hat safhada. İçeriye doğru ilerliyoruz. Uzak doğulusundan, Afrikalısına farklı milliyetlerde olduğu belli olan insanlar müziğin ritmine kaptırmış oynuyorlar. Oldukça ferah bir mekân ancak çok kalabalık.

Göz ucuyla çevreyi izliyorum, herkes çok kasıntı. Rahat edemiyorum. Ortamın azizliğine uğradığımdan dolayı içtiğim içkiden zevk bile almıyorum. Sarhoş olup biraz eğlenmek istiyorum ama olmuyor. Bir saat sonra veda ediyoruz bu parıltılı yere…

Brüksel yollarına düşerken Polonyalı kız arkadaş teklif ediyor…

“Ben eğleneceğimiz yeri biliyorum” diyor.

Diğer herkes gülüyor. Herkesin bildiği ancak benim bilmediğim bir şeyler olsa gerek.

Yarım saat kadar sonra Brüksel’deyiz. Gökkuşakları ile bezenmiş bir sokağa giriyoruz. Saat gece yarısına geliyor. Hep beraber girdiğimiz kulüp oldukça küçük iki katlı gibi görünüyor, ancak üstteki asma kattan herkes aşağıda dans edenleri izliyor. Terliyorum. Erkek erkeğe, kadın kadına dans edip öpüşenler var. Jeton biraz geç düşse de sonunda anlıyorum.

Brüksel’de gökkuşağı bayraklarıyla bezenmiş bu sokak eşcinsel kulüp, kafe ve barların olduğu sokak. Bir içki alıp eğlenmeye çalışıyorum, yine sonuç başarısız. Bakışlar üzerimde olduğundan rahatsız oluyorum. Kapı önünde Yunan arkadaşımla konuşuyoruz. “Ben senin her şeyi görmeni istiyorum” diyor.

Aslında hak veriyorum ona. Türkiye’de birçok şeye şahit olmak imkânsız. Belçika’ya geldikten sonra insanların yaşamlarına şahit olmaktan zarar gelmez diye düşünüyorum.

Bu düşünce ile bir sonraki durakta göreceklerimde ne kadar haklı olduğumu görüyorum.

Mekândan çıktıktan sonra iki arkadaş yorgunluğu bahane ederek evlerine gidiyor. Biz üç kişi bir lezbiyen ağırlıklı kulübe giriyoruz. Kulübün girişinde bar gibi bir yer var, giren herkes içkisini alıp yudumluyor. Çevrede oturacak yerler ve bu yerlerin üzerinde düz ekran televizyonlarda oynanan seks temalı filmler.

Kadın nüfusuna göre erkeklerin sayısında ciddi bir fazlalık var. 40–60 yaş arası, genelde deri yelek giyen bu erkek nüfusu içeri girdiğimiz ilk andan beri gözlerini üzerimize dikmiş durumdalar. Bir köşede aldığımız içkiyle beraber kimseyle gözgöze gelmemeye çalışıyorum.

Yunan arkadaşımın Türkçesini geliştirmek amacı ile ara sıra Türkçe pratik yapıyoruz. Bunun için tam zamanı olduğunu düşünerek başlıyorum Türkçe konuşmaya. Amacım ortamla ilgili düşüncelerimi Türkçe olarak kendisine sunmak.

Aramızda Türkçe olarak konuşurken bir adamın beni dikkatle izlediğini fark ediyorum. Çok geçmeden lafa karışıyor. Türkçe olarak “Senin gibi eli yüzü düzgün bir çocuğun burada ne işi var?” Şaşırıyorum, hatta şok oldum desem yeridir…

Belçika’da geldiğim sıra dışı bir kulüpte Türk biriyle karşılaşıyorum!

Merak ettiğim ve sadece görme amaçlı bulunduğumu aktarınca, “fazla zaman geçirme bu kulüp gördüğün üzere genelde yaşı büyük bir kitleye hitap ediyor” diyor.

Kulübün toplamda 5 kattan oluştuğunu öğrenince merak kat sayım yükselmeye başlıyor.

Acaba diğer katlarda neler var?

Bulunduğumuz giriş katının altında bir kat, üst tarafta ise 4 kat daha olduğunu öğreniyoruz. İki arkadaşımın arasına girip üst kata doğru çıkmaya başlıyoruz. Üst katların hepsi dark room olarak adlandırılan karanlık odalardan oluşuyor. Göz gözü görmeyen bu katlarda insanlar seks yapıyorlar. Plazma ve ince ekran televizyonlarda filmler devam ediyor.

Korkudan elimde cep telefonumun ışığı ile dolaşıyor çevredekilere bakıyorum. Herkes birbirini yiyecek konumda. Kendine güveni olmayan insanlar karanlığı tercih etmişler.

Fazlaca tahammül edemeden ulu orta seks yapanları görüp, şaşkınlığa uğrayıp göremediğimiz zemin kata iniyoruz. Yannis uyarıyor “burada göreceklerine Türkiye’de rastlayamazsın, şaşıracağına eminim o yüzden kendini hazırla” diyor.

Merak içinde alt kata iniyoruz. Burası yukarı ki katlara nazaran daha aydınlık. Deriden yapılmış bir salıncağın üstünde 60’lı yaşlarda bir amca tam toparlanırken bizi görüyor. Yerine geçiyor tekrar. Salıncağın üzerinde çırılçıplak. İnsanların ilgisini bekliyor. Daha fazla ayrıntıya girmek istemiyorum.

Gözgöze geliyorum kendisiyle o yalvarır gibi bakan gözler beni derinden etkiliyor.

Ortamda seks havası hâkimken başlıyorum ağlamaya. Sol tarafımda ise bir küvet içinde bir kız var. Onunda başına gelecekler ilginç.

Gözlerimde yaşlarla mekanı terk ediyoruz. Havanın soğuğunda eve doğru yer alıyoruz.

Eşcinselliğin böylesine rahat yaşandığı Brüksel’de durum bundan ibaret. Biz hala tartışaduralım.

Son cümlem üzerine Türkiye’de böyle mi olsun diyenler olabilir…

Aman kavga çıkmasın!

PAYLAŞ
Önceki İçerikAvrupa’da Türk olmak!
Sonraki İçerikİskender şehri Bursa
Gözlem yapmayı, izlemeyi, yeni yerler keşfetmeyi, şehirlerde insanların içine karışmayı seven biri. Eğitimli muhabir. Gördüklerini, hissettiklerini, deneyimlediklerini yazmaktan keyif alıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here