Brugge, Bir Orta Çağ Masalı

0
154

Belçika‘nın başkenti Brüksel‘de kaldığım 2 hafta boyunca Belçika’nın diğer şehirlerini de keşfetme şansım oldu. Bol esintili bir Brüksel sabahında erkenden kalkıp metroya atladık. Sırtımda sırt çantam, bir şişe içme suyu, olmazsa olmaz fotoğraf makinem ve küçük bir not defteri…

Metrodan inip açık havada tren istasyonuna geçiyoruz. Herkes ordan oraya koşuşturuyor. Belçika’da şehirlerarası yolculukların temelinde trenin rolü büyük. Karayolu toplu ulaşımda sıkça kullanılan bir yöntem değil.

İsmini ilk olarak Galatasaray ile yaptığı Şampiyonlar Ligi maçında duyduğum Brugge‘u keşfetme zamanı. Bu yolculuk Club Brugge futbol takımından çok daha fazlasını keşfetmemi sağlayacak.

Orta-Cag-Masali-Brugge

Brüksel’den Brugge tren yolculuğu

24.10 euroya aldığımız gidiş dönüş biletin saatlerini kontrol ediyoruz. 12.30 da kalkan tren yaklaşık 1 saat 10 dakika sonra Brugge’da olacak. Yeteri kadar gezecek vaktimiz var. Zaten şehir yürüyüş yaparak gezmeye müsait. Trende belirtilen koltuğumuza geçiyoruz. Herkes gazete ya da kitap okuyarak vakit geçiriyor. Koltuklar uçak koltuğu kadar gösterişli ve rahat. Geleni geçeni izliyorum. Genelde öğrenciler var.

Yağmurun sık yağdığı bir dönemde bulunduğum şehirde, bol çayırlı düzlük alanlara baka baka dalıyorum. Toprak hep koyu renkte ve ıslak. Köy evi olarak tabir edebileceğim tüm evlerin garaj kapıları gözüküyor. Yine çatılar dik ve kiremit. Bir taraftan doğallığı, bir taraftan da tarihin korunduğu bu topraklarda bulunmak heyecan verici. Birbiri ardına gelen kır evleri oldukça bakımlı.

Artık Brüksel’in kuzeydoğusunda yer alan Brugge’dayız. Arnavut kaldırımlı, daracık sokaklar bizleri karşılıyor. Tren istasyonundan ayrılırken ayakta atıştırmalık birer sandviç alıyoruz. Yürürken bitiriyoruz Tomek’le. Romantizmde Paris’ten daha başarılı ancak kendini fazla ifade edemeyen bir yer burası.

Ortacag-Masali-Brugge

Kanallar şehri Brugge

Kuzey Avrupa’nın Venedik’i olarak adlandırılıyor. Sel baskınları gibi sebeplerle denizle olan doğrudan bağlantısını kaybetmiş. Tarihi yapıların ve bazı evlerin altından geçen kanallar oldukça görkemli.

Nasıl şaşırıyorum bilemezsiniz. Odanızın penceresinden dışarı baktığınızda altınızdan bir kanal ve gondollar geçtiğini düşünürseniz eminim sizlerde şaşırırsınız. Görmek, hayallerin ötesinde kalp atışlarınızın hızını arttırıyor. İki kanalın Kuzey Denizi’ne olan bağlantısı, kanallar içindeki suyun canlı kalmasını sağlıyor.

Sokaklarda yürürken dikkat edeceğiniz ilk ayrıntı tüm dükkânlarda karşınıza çıkan danteller. Rahibe işi olarak adlandırılan dantel işlemeciliği Avrupa’da ilk ve tek. Türkiye’yi saymazsak tabi. Bazı dükkânlar iki ya da daha çok katının tamamında dantel ve iğne oya işlemeciliğiyle ciddi fiyatlarla el işi ürünler satıyor. Dantelin uyarlandığı birçok ürünü görmek mümkün. Çikolata müzesinde çikolata altlığı olarak bile dantel kullanılmış.

150 bine yaklaşan bir nüfusu olsa da saat 5’ten itibaren kapılar yavaş yavaş kapanıyor, sokaklar sessizleşiyor. Orta çağ Avrupasının özelliklerini en iyi taşıyan ve yansıtan mimari yapılar burada. 2. Dünya Savaşı’nda tek bir merminin uğramaması mistik yapının bozulmamasını sağlamış. Kentin sağlam kalmasında İngilizlerin payı büyük. Şehrin yüzde 60’ını satın alarak gerçek anlamda restore etmişler.

Brugge-Ortacag-Masali

Brugge’da ne yenir?

Kendimizi orta çağ havasına kaptırmışken “O kadar gezdik ne yiyelim?” sorusunu aynı anda yüksek sesle soruyoruz birbirimize.

Her köşe başında kızartılan patates, kendinize ayıracağınız kısa bir zaman diliminde hoş bir tat olabilir. Patates kokusu cezbedici özelliğiyle birçok kişiyi kendine çekiyor. Hemen ardından seyyar satıcılardan alacağınız bir kadeh sıcak şarap, üstüne de Belçika’nın geleneksel tatlısı muhteşem bir waffle ile Brugge gezisinin hakkını vermek lazım. Şaraptan hoşlanmayanlara dünyanın en geniş bira skalasına sahip ülkelerinden Belçika’nın muhteşem biralarını tavsiye ediyorum.

Brugge sokaklarında az sayıda belediye otobüsünün yanında çok sayıda bisiklet ve bisikletliyle karşılaşıyorum. Hemen hemen herkesin bisikleti var ve hava nasıl olursa olsun bu alışkanlıktan vazgeçmiyorlar.

İngilizceyi bırakın Fransızca bile rağbet görmüyor. Muhafazakâr yapıda olduğunu söyleyebileceğim milliyetçi halk Felemenkçe konuşuyor. Her sokak ayrı bir dünyanın kapılarını açıyor. Tünel tarzı geçişlerle evlerin altından ya da üstünden koridorlarla kiliselere ulaşabiliyor.

Gelmişken hediyelik eşyasız da dönülmez tabii ki… Her zaman yaptığım gibi bir buzdolabı magneti, bir anahtarlık ve birkaç kartpostalla bu bölümü bitiriyorum. Gelecekten bir adımla geldiğim Brugge’dan, Ortaçağ Avrupasına dair görüntüler ile Brüksel’e dönüyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here