Brugge, Bir Orta Çağ Masalı!

0
140

Avuç kadar ülkeye gelip başkentin tamamını iki günde fethettikten sonra, sıra diğer şehirleri gezip görmeye gelmişti.

Bol esintili bir sabah erkenden kalkıp metroya atladık. Sırtımda sırt çantam, bir şişe içme suyu, olmazsa olmaz fotoğraf makinem ve küçük bir not defteri…

Metrodan inip açık havada tren istasyonuna geçiyoruz. Herkes ordan oraya koşuşturuyor. Belçika’da şehirlerarası yolculukların temelinde trenin rolü büyük.

Karayolu özel araçlar dışında pek tercih edilmiyor.

İsmini sadece UEFA Kupası’nda Galatasaray ile oynadığı maçlardan duyduğum Bruj’a (Brugge) gidiyoruz.

bruge   brugge sokak

24 Avro 10 Sent’e aldığımız gidiş dönüş biletin saatlerini kontrol ediyoruz. 12.30 da kalkan tren yaklaşık 1 saat 10 dakikada Brugge’da olacak. Yeteri kadar gezecek vaktimiz var. Zaten şehir yürüyüş yaparak gezmeye müsait.

Trende belirtilen koltuğumuza geçiyoruz. Herkes gazete ya da kitap okuyarak vakit geçiriyor. Koltuklar uçak koltuğu kadar gösterişli ve rahat. Geleni geçeni izliyorum. Genelde öğrenciler var.

brugge 5

Yağmurun sık yağdığı bir dönemde bulunduğum şehirde, bol çayırlı düzlük alanları seyrediyorum. Toprak hep koyu renkte ve ıslak. Köy evi olarak tabir edebileceğim tüm evlerin garaj kapıları gözüküyor. Yine çatılar dik ve kiremit. Tam bir nostalji havasında. Bir taraftan doğallığı, bir taraftan da tarihin korunduğu bu topraklarda bulunmak heyecan verici. Birbiri ardına gelen kır evleri oldukça bakımlı.

Artık Brüksel’in kuzeydoğusunda yer alan Brugge’dayız. Taşlı, daracık sokaklar bizleri karşılıyor. Tren istasyonundan ayrılırken ayakta atıştırmalık birer sandviç alıyoruz. Yürürken tüketiyoruz.

Romantizmde Paris’ten daha başarılı ancak kendini fazla ifade edemeyen bir yer burası.

Kuzey Avrupa’nın Venedik’i olarak adlandırılıyor; sel baskınları gibi sebeplerle denizle olan doğrudan bağlantısını kaybetmiş. Tarihi yapıların ve bazı evlerin altından geçen kanallar oldukça görkemli.

Nasıl şaşırıyorum bilemezsiniz. Odanızın penceresinden dışarı baktığınızda altınızdan bir kanal ve gondollar geçtiğini düşünürseniz eminim sizlerde şaşırırsınız. Görmek, hayallerin ötesinde kalp atışlarınızın hızını arttırıyor.

İki kanalın Kuzey Denizi’ne olan bağlantısı, kanallar içindeki suyun canlı kalmasını sağlıyor.

Sokaklarda yürürken dikkat edeceğiniz ilk ayrıntı tüm dükkânlarda karşınıza çıkan danteller.

Rahibe işi olarak adlandırılan dantel işlemeciliği Avrupa’da ilk ve tek! Türkiye’yi saymazsak tabi…

brugge 23

Bazı dükkânlar iki ya da daha çok katının tamamında dantel ve iğne oya işlemeciliğiyle ciddi fiyatlarla el işi ürünler satıyor. Dantelin uyarlandığı birçok ürünü görmek mümkün. Çikolata müzesinde çikolata altlığı olarak dantel kullanılmış. O derece yani…

Brüksel ve çevresinden gelen takım elbiseli diplomatlar bu şehri daha doğrusu köyü geziyorlar. 150 bine yaklaşan bir nüfusu olsa da saat 5’ten itibaren kapılar yavaş yavaş kapanıyor. ”College De Europe” bir nebze genç nüfusu buraya çekebilmiş.

Orta çağ Avrupası’nın özelliklerini en iyi taşıyan ve yansıtan mimari yapılar burada. En genç binalar yaklaşık 1000 yaşında. 2.Dünya Savaşı’nda tek bir merminin uğramaması mistik yapının bozulmamasını sağlamış. Kentin sağlam kalmasında İngilizlerin payı büyük. Şehrin yüzde 60’ını satın alarak gerçek anlamda restore etmişler.

Kendinizi tarih sahnesinde hissederken soğuk havada sokaklarda dikkatinizi çekecek ikinci ayrıntı midenize dair bir şeyler…

O kadar gezdik ne yiyelim?” sorusunun cevabı burada gizli.

Her köşe başında kızartılan patates, kendinize ayıracağınız kısa bir zaman diliminde hoş bir tat olabilir. Patates kokusu cezbedici özelliğiyle kendisine yönelmenizi eminim sağlar. Hemen ardından seyyar satıcılardan alacağınız bir kadeh sıcak şarap, üstüne de Belçika’nın geleneksel tatlısı muhteşem bir waffle!

Eğer şaraptan hoşlanmıyorsanız dünyaca ünlü Belçika biralarının yaklaşık 300 çeşidini her köşede bulabilirsiniz. Patates kızartmasıyla iyi gider aslında. % 10 civarında bir alkol oranı olduğunu unutmayın.

Az sayıda belediye otobüsünün yanında çok sayıda bisiklet ile karşılaşacaksınız. Hemen hemen herkesin bisikleti var ve hava nasıl olursa olsun bu alışkanlıktan vazgeçmiyorlar.

İngilizceyi bırakın Fransızca bile rağbet görmüyor. Muhafazakâr yapıda olduğunu söyleyebileceğim milliyetçi halk Felemenkçe konuşuyor.

Her sokak ayrı ayrı kültür mirası listelerine alınabilecek durumdayken, tünel tarzı geçişlerle evlerin altından ya da üstünden koridorlarla kiliselere ulaşabilirsiniz.

Oyun parklarında bile müzelerde sergilenebilecek 600 yıllık heykeller selamlıyor.

Sokaklarda bir tane çöp yok!

Hediyelik eşyayı bırakıp, Ocak ve Haziran aylarında baş gösteren dehşet indirim günlerine denk gelmenizi tavsiye ederim. Avrupa’da bir hayli ünlü olan H&M mağazalarından benim bulduğum gibi 3 Avro’ya kot pantolon bile alabilirsiniz.

Gelmişken hediyelik eşyasızda dönülmez tabii ki o zaman seçenek kartpostallar ve anahtarlıklar üzerinde yoğunlaşabilir.

Brugge’dan dönerken zaman tüneli içinde afallarsanız eğer; unutmayın bu durumu yaşayan ilk kişi siz değilsiniz…

Gelecekten bir adımla geldiğim Brugge’dan; Ortaçağ Avrupa’sına dair görüntüler ile geri dönüyordum…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here