Camın iki yanı

1
100

İnsan değer verdikleriyle yaşadıkça ‘an’ları, geriye baktığında daha bir emin gülümsüyor kendinden, güzelliklerle…

Zorundalık hissetmeden geçirilen dakikalar yazacak, anacak, konuşturacak, bir kez daha güldürecek sohbetlere konu oluyor her defasında.

Aralıksız gezmelerin sıradanlığına yanıt vererek, onca işinin arasında evinin kapılarını açan, hizmette sınır tanımayan arkadaşları varsa insanın çok fazla bir şey aramaya gerek kalmıyor…

Hava durumu kontrolü ile haftalık rotasını çizmeye alışan, her haftasonunu kent dışında bir yerde geçirmeden yapamayan iki kişi bu kez Çeşme yolunu tutuyoruz.

Görevi nedeniyle Çeşme’ye yerleşen fotoğraf tutkunu Kadir’i aradıktan sonra hayata geçirilen planla Çeşme yolculuğuna hazırız. İzmir’de yağan sağanak yağmurla başladığımız yolculukta daha Narlıdere İstihkam Viyadüğü’nü aşamadan adeta sel sularına kapılıyoruz. Göz gözü görmeyecek kadar yağan yağmurun içerisinde eğimi aşmaya çalışırken haftasonunu geçireceğimiz Çeşme’de denize girme planlarımızı sorgulamaya başlıyoruz.

Şiddetini her dakika artıran yağmur güneş ve kum için mekan değiştiren bizlere engel olabilecek miydi? Çok değil 40-45 dakika sonra adım atacağımız Çeşme’de sorumuzun yanıtına ulaşabileceğiz…

Eren’le “yağmurda İzmir’de bir şey yapılmaz” mantığıyla hareket ettiğimiz Çeşme’de de yağmur mağduru olmamak adına çok fazla sabredemeden otoyolda yavaş ilerlemenin de etkisiyle Kadir’e telefon açıyorum.

Yolda olduğumuzu ve yağmurdan dolayı beklenenden daha uzun bir süre sonunda gelebileceğimizi paylaştıktan sonra Kadir’in Çeşme’de tek damla yağmur yok yanıtı bir yandan şaşırtırken, bir yandan sevindiriyor bizi.

Gerçekten de Kadir’in dediği gibi oluyor. İzmir-Çeşme Otoyolu’nda Urla sapağını aştıktan sonra yağmur adına bir ibareyle karşılaşmıyoruz.

Eren’le her defasında bir şeyine oynadığımız tavla oyununda birbirimize karşı kaybettiklerimizi ödetme hatırlatmalarımız da sürüyor. Listede “Çeşme’de kumru eşliğinde ayran” maddesiyle bana borcu olan Eren’e borcunu ödetmek üzere Kumrucu Şevki’ye uğruyoruz. Kadir bizi evde sabırsızlıkla beklerken biz birer kumru ayran yiyip, birer tane de Kadir’in evine götürmek üzere paket yaptırıyoruz.

Böylece tavlada kaybedilenlerden biri daha ödenirken birkaç defa evi bulamadınız mı diye bizi arayan Kadir, sanıyorum bu satırları okurken o anlarda yolda olmadığımızı öğrenmiş olacak:)

kadirin evi

Kadir’in evi

Paşa Limanı

Arabanın arka koltuğunda kumru paketleriyle en sonunda Paşa Limanı’nda Kadir’in evine ulaşıyoruz. Çayı demleyerek beklemeye geçen Kadir, köpekleriyle evin kapısından alıyor bizi.

Köpeklerin üstümüze zıplaması ve havlamaları eşliğinde elimizdeki çantalarımızı da alarak yukarı çıkıyoruz. Yeni demlenen çayla beraber balkon keyfi başlıyor.

Az önce birer kumru yememiş gibi davranarak getirdiğimiz yeni kumruları da yiyerek patlamanın eşiğine gelsek de renk vermiyoruz.

Çaylar bittikçe yenileniyor, iş hayatından üniversite yıllarına, Eren’in geleceğine kadar geniş bir perspektifte sohbet devam ediyor…

Üniversitenin son döneminde hemen hemen her haftasonu gerçekleştirdiğimiz etkinliklerin birinde Çeşme’ye geldiğimizi anımsıyor ve yıllar sonra Kadir’in Çeşme’de çalışmaya başlaması arasındaki bağla beraber bir kez daha anıyoruz geçmişi…

Patlayana kadar yediğimiz kumrunun ve çayın etkisinden sıyrılmak üzere Kadir’in evine 100-150 metrede yer alan kumsala gidip denize girmeye karar veriyoruz. İki köpek ve üç adam kumsala gittikten sonra bir türlü derinleşmeyen denizin serin sularına bırakıyoruz kendimizi.

kopekler

Kadir’in köpekleri…

Bir yandan gözümüz kıyıdaki eşyalarımız üzerinde. Zira eşyaları rahat bırakmayan köpekler, denize girmeye çalışan ve güneşlenen diğer insanlara da rahat vermiyor.

Nöbetleşe denize girme çabalarımızın sonunda Kadir eşyaları daha güvenli bir yer olan bir kayığın içine taşıyor. O süre zarfında karşımızdaki Ilıca Plajı’na baka baka yüzüyoruz…

Denizin tadını çıkardıktan sonra yeter artık diyerek evin yolunu tutuyoruz. Kısa bir dinlenme ve birkaç bardak çayla beraber Çeşme merkeze çeviriyoruz rotamızı.

Atiye konseri

Kadir işi gereği Çeşme Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleşen Atiye konserinden birkaç fotoğraf alırken, Eren ile ben uzun zamandır ziyaret etmediğim birkaç akrabamı görmek üzere ayrılıyoruz.

Akraba ziyareti ertesinde Eren’le birlikte Kadir’le buluşmak üzere Cumhuriyet Meydanı’na atıyoruz kendimizi.

Daha önce Soma olayları nedeniyle ertelenen Atiye halk konseri çok da kalabalık sayılmayacak bir kitle karşısında gerçekleşiyor. Özellikle tatilcilerin merakla izlediği Atiye ve dansçılarına biz de yakından bakıp birkaç bildiğimiz şarkısını canlı canlı dinleme şansına erişiyoruz. Ancak kişisel fikrim repertuarında belli bir çerçeve olmayan Atiye’nin daldal dala atlaması nedeniyle çok da başarılı olmadığı yönünde. Bu arada internet aracılığıyla Atiye’nin kişisel bilgilerine erişip Eren’le Atiye hakkındaki yorumlarımızı temellendiriyoruz.

Kale Bahçe

Bir görüp bir kaybettiğimiz Kadir’i en sonunda palmiye kıyısında fotoğraf çekerken kıstırıyoruz. Çeşme’nin en bilindik noktalarından biri olan belediye giriş kapısında buluştuktan sonra sakızlı dondurma yiyeceğimiz Kale Bahçe’ye geçiyoruz hep birlikte.

Kale Bahçe’nin denize nazır bölümünde otururken önümüzden gelen geçeni izliyor, kah öğrencilik yılları, kah iş yaşamı derken çok sayıda kişinin kulağını çınlatıyoruz bir kez daha.

kale bahce

Kale Bahçe

Henüz sakızlı dondurmaları bitirmeden gelen biralarla birlikte karşıda ışıkları görünen Sakız’a da selam gönderip, bir sonraki haftanın rotasına dalıyoruz bir anda.

Eren’in kalan son bir haftasında daha önceden birkaç defa gündemimize aldığımız Sisam planını uygulama konusunda bir sonuca ulaşamazken, kararı haftaiçindeki gelişmelere bırakıyoruz. İkişer biranın ardından önümüze getirilen hesaba ne diyeceğimizi bilmezken, Çeşme, Bodrum gibi turisti yolma girişimlerinden hiç vazgeçmeyen esnafı ancak bu tip yazılarla  bir nebze olsun engelleyebiliriz diye düşünüyorum.

Yolu Çeşme’ye düşenlerin servis ve hizmet anlamında sınıfta kalan Kale Bahçe’ye tüm bu eksikliklere rağmen hesap konusunda da müşterilere geçirmekten taviz vermediği için oturmalarını kesinlikle önermiyorum.

Yağmurla başlayan Çeşme günümüzde, Atiye’li gecenin devamının Kadir’in evi olduğuna kanaat getirip Kadir’in özenle sakladığı uzosunun tadına bakmak üzere Paşa Limanı’na dönüyoruz.

Uzo gecesi

Havanın hafiften serinlemeye başladığı Çeşme gecesinde hareketli eğlence mekanlarına zıplamak isteyen Eren’e rağmen tercihimiz sakinlik oluyor. Eren’in tüm anlamlı bakışları ve mekanlara gitmeye hazır duruşu fayda etmiyor. Gece yarısını çoktan aşan saate rağmen sohbet kesilmiyor, uzo kadehleri tokuşmaya devam ediyor.

Sivrisinek ve hafif üşümelere karşı üstüne deri mont, altına havlu dolayarak modayı ayaklar altına alan ben, bir ara şarjda olan telefonumu almak için ayaklanarak içeri girmeye çalışıyorum. O arada derin sohbetini sürdüren Kadir’in  sözlerine ara vermesine bile fırsat vermeyerek balkon ile salonu ayıran sürgülü kapının camına kafa göz dalarak kendimden geçince Eren gülmekten yarılıyor.

Kadir ise her zamanki cool’luğu ile aldırış etmeden konuşmaya devam ediyor. Yaşadığım kısa süreli şoku hafif çakırlığın etkisiyle üzerimden atamayarak, acaba kafayı filan kırdım mı diye elimi alnıma götürerek kontrol ediyorum kendimi… Yaklaşık 30 saniye süren algılama çabam ayakta sessizce kendimi sorgulama şeklinde geçiyor.

Neyse ki bir şey olmuyor.

Kendi sağlığımdan, işyerine, Eren’den Kadir’e derken neler neler geçiyor aklımdan. Alkol etkisi var ya garip bir duygusallık yapışıyor üstüme…

Telefon bağımlılığından kurtaramadığım bünyemi terbiye etmeye çalışarak bir kez daha garip kıyafetimle balkona çıkıyorum…

Alkol ve saatin aynı doğrultuda ilerlediği gecede salondaki iki kanepeye uzanıyoruz Eren’le…

Her haftasonu tatilinde olduğu gibi uyku öncesi muhabbeti başlıyor bir diğerimiz sızana kadar. İçerdeki odadan ara ara Kadir’in de sesi geliyor.

Yeni güne Çeşme’de başlayacak olmanın verdiği tatlı hislerle bu kez pes eden ben oluyorum…

Ildırı’da kahvaltı ve keşfedilmemiş yeni yerleri deneyimleyecek olmanın heyecanıyla kapanıyor gözler…

 

PAYLAŞ
Önceki İçerikBir devri kapattık
Sonraki İçerikZamanı durduran Ildırı
Gözlem yapmayı, izlemeyi, yeni yerler keşfetmeyi, şehirlerde insanların içine karışmayı seven biri. Eğitimli muhabir. Gördüklerini, hissettiklerini, deneyimlediklerini yazmaktan keyif alıyor.

1 YORUM

  1. Kadir’in evinde, geceyarısı hazırlattığımız çaydan söz etmemiişsin…
    Benim içki yerine Sakız’dan su getirdiğimi, selam verdiğim gümrükçünün de işgüzarca üzerimi aradığını…
    Hatırlarsın…
    Herkes genç gümrükçüye tepeden süzerek bakarken, haline acımış, selam verip natırını sormuştum…
    Sonuç, yoldan çevirdi, valizimde su sişelerini gördü…
    Bu arada benim ve Gülseren’in pasaportuyla içki alanlar da aradan sıyrılıp geçti…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here