Cikcikli minibüs ve Pamukkale!

0
98

Uzun uzadıya kâbus gibi bir tren seyahatinin ardından Denizli’nin sönük, bakımsız, kararmış ve soğuk tren garındayız.

Avrupa’daki tren garlarına benzetsek birazcık; insanları demiryollarına özendirsek çok mu şey istemiş oluruz. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki halinden kurtulamamış. Görüntüler çağdışı!

abt tren

Fenalık geçirme anlarımda kendimi trenden dışarı atıyorum. Arkadaş telaşlı bir biçimde bekliyor garda bizi. “Ne oldu?” diye soruyor. “Rötar yapmış teneke” diyoruz.

Bir daha tren yolculuğu mu aman aman Allah yazdıysa bozsun!

Denizli Ankara karayolundan karşıya geçmek zorundayız. Yolda çalışmalar var her yer delik deşik karışık. Toz yığınları kütlesel olarak üstümüze geliyor.

Peugeot Karsan minibüsler belediye otobüslerinden daha sık ve sistematik gözüküyor. Eve gitmek için minibüse binmek zorundayız. Köşeden ilk gelen minibüse biniyoruz. 1 YTL’lik ulaşım bedeli fazla pahalı gelmiyor.

İzmir’de alıştığım “müsait yerde inecek var” sözü burada geçerli değil. Kapı zilini taktıkları minibüslerde butona basmanızla beraber “cik cik cik cik cik” diye zil çalıyor. Şoför hemen sağa yanaşıp yolcuyu indiriyor. Evet, resmen kapı zili!

Şoförün insafına göre aldığı melodik zil minibüsün havasını değiştiriyor. Gülmek istiyorum, şaşırıyorum gülemiyorum.

“Cik cik cik cik” kuş çığlıkları ile minibüs duruyor evimize giriyoruz. Kabus yolculuğun dinlenme zamanı geldi. Yemek yiyip uyuyoruz.

ERTESİ GÜN

Zilli minibüslerle Denizli Otogarı’na ulaşıyoruz. Etraf ucuz oteller, işportacılar tarafından sarılmış. Ortadoğu ülkelerini çağrıştıran manzaralar var. Denizli’ye yakışmayan bir otogar. Tam bir mezbelelik. Her yerde yol çalışmaları, gürültü, kalabalık ve düzensizlik.

Karahayıt minibüslerine biniyoruz. Allahtan bunlarda zil sistemi yok!

En arka taraflarda bir yere oturuyoruz. Ücretler minibüsten inerken ödeniyormuş. Kapılar kapatılıyor. Klimalar çalışmıyor. Arabeskin en damarından açılan radyo yüreğimizi dağlıyor.

abt güpemukakle

En arka sırada oturan turistler algılamaya çalışıyor. Çalan parçalar Türk kültürünü mü yansıtıyordu yoksa diye düşünüyorlardır eminim?

Yanlarında oturan hapçı tipli şahsiyet anılar anılar deyip yarım yamalak İngilizcesi ile rehberlik ediyor turistlere en içten duygularıyla!

Durumdan oldukça rahatsız oluyorum. Ülkemiz adına hoşlanmadığımız sahneler yaşanıyor.

20 km. bulan yolda son aşamalara geliniyor. Karahayıt’a giriyoruz. Parke taşlı yollar ve bu coğrafyaya özgü taşlarla yapılmış süs eşyaları, süs havuzları…

Termal suyla ün salmış otellerde sağlı sollu her yerde. Pencereden yukarıya doğru bakınca Pamukkale’nin beyazlıkları gözümüze çarpıyor. Çok yakınındayız. Kitaplardan, fotoğraflardan gördüğümüz cennete giriyoruz.

Dolmuş şoförü bağırıyor. “Pamukkale’ye giriş yapıyoruz, Türkler 2, turistler 10 YTL!”

Daha dolmuşun parasını ödemeden Kültür ve Turizm Bakanlığı görevlileri araca giriyor. Herkesten makbuz karşılığı para topluyorlar. Turistler kaç para diye soruyorlar. Parmak hesabı gösteriliyor.

p

Restorasyon yapılan alana giriyoruz. Her yer bakım ve onarımda. Zaten tüm tarihi alanlarımız her zaman bakımdadır. Bir tane örnek bir yer göremedik dört dörtlük!

Biraz daha yürüyüp bembeyaz travertenlerden önce tarihe yolculuk yapalım diyoruz. Sütun parçalarının içinde bulunduğu havuzda turistler yüzüyor. Muazzam bir görüntü var. Yosunlaşmış olsa da üstlerindeki köprüden izliyoruz. Tarih ve insanlar bir arada. Her yerde yemek yiyen fotoğraf çeken turistler var. Havuza giriş ücretleri dakika usulü hazırlanmış, paramız yetecek gibi değil. Kasap kedisi kıvamına giriyoruz iyice.

Seyrimizi sona erdirip, travertenlere yol alıyoruz. Ayakkabılar, terlikler çıkartılıyor haliyle. Buz gibi soğuk su veriliyor, yukardan aşağıya. Beyazlıkların üzerinden sular akıyor büyük bir ihtişamla. Suyun az olması sebebiyle nöbetleşe veriliyor. Garip bir duygu yaşıyorum. Aşağıda dümdüz sapsarı ovalar, burada cennet gibi tadılmamış bir ortam. Yükseklerden aşağıya doğru bakıyorum alabildiğince, tadına doymaya çalışıyorum. Bu tadı hissetmek, yaşamak önemli; dünyada örneği yok!

Turistlerin sağa sola kaçıştığı travertenlerde kireç dolu havuzlara atlıyoruz. Zeminin sertliğinden dolayı ayaklarımız acırken, güneşin batışına dalıyoruz.

Turistler mayolarla dolaşıyor, olabildiğince rahat…

Pamukkale gezilesi, görülesi ülkemizden bir cennet adeta!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here