Dayımı kaybettim ben

0
133

Koşuşturma adını verdiğimiz rutinleşmiş hayatlarımızın içerisinde kayboluyoruz farkında olmadan. İş için, okul için, hedeflerimiz için inanılmaz enerjiler harcayıp küçücük şeylere üzülüyoruz, dünyayı başımıza yıkıyoruz.

Her gün daha çok benci olup umursamadan, gözlem yapamadan hedeflerimiz uğruna koşturmaya devam ediyoruz.

Hiç ölmeyecek gibi yaşayıp küçük bir sarsıntıda azıcık düşünüp birkaç gün sonra tekrar dönüyoruz o monoton dünyalara.

masaüstü

Güzel bir yemeğin ardından sohbet, kahkaha ve doyasıya muhabbetin tam ortasında çalan telefon. Saat gece yarısına yaklaşıyor. Belirsizliğin anlamsız şaşırmasıyla ne yapacağını bilemeden sağa sola baktıran iki kelime telefon diyalogu.

Hastaneye mi kaldırılmış, çok mu ağırmış anlaşılamıyor.

Zincirleme gelişen iki-üç telefon görüşmesinden sonra ölüm haberini alıyoruz.

***

5-6 yaşlarındayken bütün aile bir araya gelinirdi. Bahanemiz ya yılbaşı, ya çocukların beraber oyun oynama isteği ya da ailecek yenilecek bir basit yemekti.

Anneannem vardı o zaman. İki kızı, bir oğlu ve torunları hep beraber birarada, sık sık olurduk.

Çocuklar küçükken akrabalar daha sık görüşüyorlar nedense. Sanırım çocukların kaynaşma, sosyalleşme ya da en basit anlatımıyla oyun oynama isteklerini dindirmek için.

Ağır, koyu renkli mobilyalar, tasarım yoksunu, saçma sapan kurutulmuş çiçeklerin olduğu salonumuzda kah oraya kah buraya koşturur kuzenlerle oyunlar oynardık. Kutu oyunlara yeni yeni sahip oluyorduk. Yenilmeye karşı olan, kabul edilebilir tepkilerimle oyunları cehenneme çevirirdim. Küçük kuzenimi ayrı tutar, ona pozitif ayrımcılık uygular, güzel ve keyifli oyunlar oynar, çoğu kez kavga ederdik.

Büyükler televizyonun karşısında oturur, çay içer, bir şeyler yer; zaman zaman da uzaktan oyunlarımıza müdahale ederlerdi.

İlkokulun sonuna kadar çoğu kez bu doğrultuda sürdü yaşamımız. Sonra çocuklar büyüdü, telaşlar arttı, herkes bir yana dağıldı. Yarım saat ötedeki akrabaların evine gitmeye zaman bulamadık.

Bu arada boşananlar, evine icra gelenler, kredisini ödeyemeyenler, tek başına yaşamını sürdüremeyenler, çocuğuna sahip çıkamayanlar ve yıllar öncenin cıvıl cıvıl çocuklu ortamlarında bir araya gelenleri artık hem keyifsiz, hem de bir araya gelmeyi başaramayan yaşlı bireyleri oldular.

Bu büyünün bozulmasında çocukların büyümesi mi etken oldu bilinmez, ancak eskiye özlem git gide günden güne artan bir seyir izledi.

***

Kendimi kucağında ya da kollarında havadayken hayal meyal hatırladığım dayımın ölüm haberi geldi o gece.

Yolun yarısı denilen 35’i geçmiş tam 50 yaşında yalnızlığı ile yaşadığı evinin kapısında düştüğü yerde kurtarılamadan son nefesini vermişti. Nefes almakta zorlandığı son günlerinde, görüşmediğimiz o yılların ağırlığında gelen ölüm haberi, iki satırlık telefon konuşmasında duygularımı bile yaşayamama sebep olmuştu.

Dayısı ölen, yakını ölen biri nasıl davranır?

Kardeşini kaybeden annem nasıl davranacak?

Geçmişte sık sık tartıştıkları kendi kafasının dikine gittiği için eleştirdikleri, yol göstermeye çalışıp bir türlü dinletemediği sözleri nedeniyle geçmişi anan babam ne yapacaktı?

Onca konuşma çabasına ve daha düzenli bir yaşam vaadine rağmen teyzemle konuşmayı reddeden dayım için teyzem ne yapacaktı?

***

Öldüğü yerde başında bekleyen teyzemdi. Son yolculuğu için hazırlığı yapılan yıkandığı yerde başında duran babamdı. Yağmurun altında, önceden kazılan mezarına onu yerleştirenlerden biri de babamdı. Duygularını ifade etmekte zorlanan annem mezarının başında dualar ederken geçmişi bir kez ama bir kez daha yâd ediyordu. Kolay değil kardeşi yoktu artık.

Dayımı kaybettim ben, evet. Nasıl davranacağımı bilemedim. Ağlasam mı, gözyaşı döksem mi emin olamadım.

***

Onca yıl düşünmeden yaşayabiliyor insanlar. Gecenin bir yarısı gelen telefonda bahis edilen iki kelime düşünmeden geçen yılları sorgulattırıyor insana.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here