Futbol, bastırılmış eşcinsellik ve homofobi

0
54

Kuşkusuz futbol dünyada bilinen ve takip edilen en popüler spor.

Modern anlamda bakıldığında 14. yüzyılda İngiltere’de ortaya çıktığı araştırmalar sonucunda açıklanmış bulunuyor. Daha geçmişe gidildiğinde ise Çin’de ilkel anlamda futbol izleri görülmektedir. Kaşgarlı Mahmut ve birkaç Türk Tarihi kaynağında ise futboldan yine ilkel anlamda bahsedilmektedir. Ancak futbolun bugün ki hali yani beşiği İngiltere sayılmaktadır.

İngiltere’de futbolun gelişimi ve kabullenişi ise uzun yılları almıştır.

1389’da 2. Richard futbolu İngiltere’de yasaklar ve bunun yerine okçuluğu önerir. Bu yasağın sebebi futbolun fazlaca kaba ve erkek işi olması tüm insanları kapsamayan bir etkinlik olması açıkçası kadın erkek ayrımcılığına; yani halkı birbirinden uzaklaştıran bir unsur olarak görülmesiydi. Daha 14. yüzyılda futbol ve erkeklik bu şekilde birleştirilmişti.

16.yüzyılda İngiliz yazar Stubbes,”Bağımlılıkların Anatomisi”adlı kitabında, futbolun kıskançlığa, hınca, nefrete ve düşmanlığa hatta kavgaya ve cinayete neden olduğunu belirtmiştir.
Başka bir yazar 1583’te futbolun boyun, bacak ve kol kırılmalarına, burun kanamasına yol açtığını belirtmiştir ve zararlı bir faaliyet olduğunu yazmıştır.

Daha sonraları, Kral 2.Charles futbol oynanmasını serbest bırakmıştır. Hatta Albemarle dükünün ve kendisinin uşakları arasında bir maç düzenlendiği anlatılır. Kral 2.Charles’ın maça katılışı futbol tarihinde bir ilktir.

Bu maça katılım bir anlamda tüm yasaklamalarında sonu olur. Kralın yani tüm yetkilerin en üstündeki kişinin böyle bir etkinliğe iştirak etmesi halkın da futbola olan ilgisini arttırmayı sağlamıştır.
Futbol ilk defa, gayri resmi de olsa, 1900 Olimpiyat Oyunları’nda yer alır. İlk dünya kupası ise 1930’da Montevideo’da yapılır ve Uruguay birinci olur.

Futbol tarihine bakıldığında futbolun ilk ortaya çıktığı günlerden bu yana homofobiyle harmanlandığını görürüz. Burada yapacağımız ilk şey homofobiye kısaca bakmak olmalıdır. Homofobi eşcinselliğe ve eşcinsellere yönelik ayrımcılık ve şiddet konusu, sosyal psikoloji içeriğinde, olumsuz tutumlardan davranışsal şiddet kullanımına kadar çok geniş bir çerçevede ele alınabilir.

“Eşcinselliğe yönelik tutumların dinsel arka planları, cinsiyete dayalı ötekiler yaratma süreçleri, heteroseksüellikten farklı cinsel yönelimleri olan insanların bazı yurttaşlık haklarının inkâr edilmesi, konuya, toplumun politik düzenlenişiyle ilgili boyutlar eklemektedir; dolayısıyla söylenebilecek her söz kendiliğinden politiktir ve sadece eşcinsellikle ilgili olamaz.

lgbt futbol

Homofobi düşüncesinin temelinde dinsel önyargılar ve ardından günlük yaşamda erkeğin cinsel anlamdaki üstünlüğü sebep olmaktadır. Erkek kendini en güçlü ve dünyanın merkezinde bir unsur olarak gördüğünden dolayı cinsiyetleri koruma görevini de kendisine verilmiş bir hak olarak görür.

Phoenix, Frosh ve Pattman’ın , Londra’daki 12 okulda 11–14 yaş arası erkek çocukları ile yaptıkları çalışma göstermiştir ki, okul yaşantısı erkeksilik ideolojisini güçlendiren ve giderek ırkçılaştıran bir etkiye yol açmaktadır. 45 grup tartışması ve 2 bireysel görüşme biçiminde yürütülen çalışmada çocuklar, bireysel görüşmelerde, duygularını grup tartışmalarında olduğundan daha rahat açıklayabilmişlerdir. Çocukların, grup tartışması sırasında “muhallebi çocuğu” ve “yumuşak” olarak sınıflandırılabileceklerinden çekindikleri konularda yalnızken daha eleştirel ve en azından daha “ciddi” oldukları görülmüştür. Pek çok çalışma, okul yaşantısının, erkeksiliğin, dayanıklılık üzerine temellenmiş bir hiyerarşiye göre işleyen şiddet tehdidini veya gerçek şiddeti besleyen, ‘zorunlu heteroseksüellik’ ve onun ayrılmaz parçası homofobiyi saygın hale getiren yaygın ideolojiyi pekiştirdiğini göstermektedir. Erkek çocuklar ve genç erkekler, isteseler de istemeseler de kendilerini okul ortamlarında böyle bir durumda, “gerçek” oğlanlar ve erkeklere yönelik idealize edilmiş erkeklik kavramının atıflarını oluşturan bir eğitim süreci içinde bulmaktadırlar.

Van der Meer, geylere karşı şiddet gruplarında yer alan 30 gençle yaptığı çalışmada (Hollanda’da) farklı etnik kökenlerden gençlerin, genel bir psikolojik arka planı ve kültürel ontolojiyi paylaştıklarını göstermiştir. Düşük düzeyde bireyselleşmiş, bağımsız olmayan, benlik saygısının ya çok düşük ya da abartılı biçimde yüksek -veya ikisi de- olduğu bir psikolojik ardalan, homofobi ve şiddeti beslemektedir. Bu gençlerin en büyük korkusu, bir geyin arzusunun objesi olmak; bunu onursuzluk ve efemine özelliklere sahip olmakla birleştirerek, kendileri için erkeksi statünün her şeyin üstünde olduğunu düşünüyorlar. Erkeklik ideolojisi, en çok dille kurulup pekiştiriliyor. Burn (2000), ‘i…ne’, ‘yumuşak’ vb. sözcüklerin heteroseksüeller arasında bir başka kişiyi aşağılamak amacıyla kullanımının, heteroseksizmi ve geylerin damgalanması sürecini pekiştirdiğini vurgulamıştır. Üniversite öğrencileriyle yaptığı çalışmada erkeklerin kadınlardan hem geylere yönelik önyargılar hem de davranışlar açısından daha yüksek skorlar aldıklarını, heteroseksüel erkeklerin her hangi birini aşağılamak için bu sözcükleri sıklıkla kullandıklarını ve eşcinsellere karşı önyargının geylere yönelik olumsuz davranışları ve şiddeti öngörmede etkili olduğunu bulmuştur. Araştırmaya katılan gençlerin yaklaşık yarısı güçlü biçimde eşcinselliğe karşı olmasalar da, bu sözcükleri kullanmak, ait oldukları gruplara aidiyetlerini sürdürmelerinin önemli yollarından biridir.”

Ergenlik ve çocukluk dönemlerinde homofobiyi adeta iliklerine kadar hisseden çocukların yetişkinlik dönemlerinde de verdikleri tepkilerin fazla farklı olmasını beklemek zaten yanlış olur.

“Tarihe baktığımızda eşcinsellik korkusunun bu kadar yaygın olmadığını, tersine eski Yunan medeniyetinden, Osmanlı divan edebiyatına kadar eşcinselliğin “gerçek sevgi” olarak kutsanıp güzellemelere konu edildiğini biliyoruz.
Antropologlar bugünkü Amerikalıların ataları sayılan Kuzey Amerika Kızılderililerinin kabilelerinde, – günümüzde ‘travesti’ diye adlandırabileceğimiz – savaşçı erkekler gibi davranan kadınların ve çadır bakıcısı rolüne soyunan erkeklerin varlığından söz ediyor.
Peki, ne oldu da dünya – özellikle de Batı -, haz almaya dayalı bir kültürden hazlardan korkmaya, giderek onları yasaklamaya dayalı bir kültüre yöneldi?”

Tarihin birçok yerinde rastladığımız eşcinsellik hiç kuşkusuz futbol tarihinden daha eskilere gidiyor. Birçok kaynakta da eşcinselliğin insanlık tarihi ile eşdeğer olduğu yönünde açıklamalar var.”

Türkiye açısından baktığımızda Türk insanının mahremiyeti çok önemlidir. Her türlü ilişki kapalı kapılar ardında yaşanır, bilinmez, saklanır. Gündeme gelince de herkes en namuslu en ahlaklı (!) sayar kendini. Ahlak deyince kıl aldırtmayız burnumuzdan. Geçenlerde gazetelere yansıyan bir olay vardı. “Eş değiştirme” moda olmuştu Türkiye’de evli çiftler bir araya gelip partiler düzenliyor, iş seks boyutuna geldiğinde ise yakın erkek arkadaşlar karılarını değiştiriyor bir geceliğine de olsa eğleniyorlardı. Bu haberin yayınlandığı gün 7’den 70’e Türk insanı kendine açıklama yapmak için rol biçti. Efendim Türkiye’de böyle şeyler olur mu? Bunlar sapık, sapkın Avrupa icadı yalandır diye. Biz çok ahlaklıyız ya hani ondan. Ahlakın tanımı da sakız oldu büyüdü ağzımızda baştan aşağıya. Her şeyi ahlaki boyuttan inceledik durduk. Kızlarımızı töre uğruna temelde ahlak adına boğduk öldürdük, doğan çocuklarını diri diri gömdük. Yapılan ahlaksızlıktı çünkü. Ahlaksızlığa tahammülümüz yoktur milletçe bizim. Gizli kapaklı yaşamayı severiz her şeyimizi. Bir biraya kadar her Türk erkektir demiş kim demişse. Doğru mu yanlış mı bunları konuşalım. 8–9 yaşındayken sünnet oldun, erkek adam oldun sözleriyle bugünlere geldik. Erkek adam ne kadar olduk bilinmez ama tam bir homofobik olduk bence.

Cinselliği kendi duygusal dünyasında farklı yaşayanları aşağılayarak toplum içinde ön plana çıkmak en büyük zevkimiz oldu. Espri gecelerinde iki kahkaha fazladan attırmak için çeşitli rollere girdik. Futboldan bahsederken tribüne gittiğimiz her maçta “İ…ne Hakem” diye bağırmayı özgürlük kabullendik. Sözde rahatlamaya stres atmaya gidiyorduk. Hakem hata yaptığında kötü olan bir sözcükle onu tanımlandırmak da en doğal hakkımızdı. Bağırmalıydık yürekten ardından da basmalıydık kahkahayı; çünkü erkektik biz güçlüydük.

Ülkemizde futbol sevgisi ve fanatiklik düzeyi diğer dünya toplumlarına nazaran biraz daha fazladır. Zaten genel olarak bakıldığında futbolun revaçta olduğu ülkelerin gelişmişlik düzeyleri de ortadadır. Futbol deyince akan sular durur. En büyük zevkimiz televizyon başında futbol maçlarını izlemek, yorumlamaktır. Eğer bir de stada gidip maç izliyorsak tüm haklar bize verilmiş; her türlü taşkınlık ve rahatlama adına yapılabilecek tüm eylemler serbest kapsamdadır. Sık duyduğumuz küfürler, erkeklik ispatı işin içine girdiğinden “i…nelikle” ilişkilendirildi. Birine güvenmeyen sert erkek hemen “oğlum i…ne misin?” Der oldu ya da “ Bu işin içinde bir i…nelik !” var dedi. İ…nelik nasıl bir şeydi? Biliniyor muydu? Yoksa bu kavram hakkında çok az bir bilgi var gibiydi ancak gerisinden korkulduğu çekinildiği için göz ardı edilip bilinçaltına mı atılıyordu? Sanırım cevap buydu.
Günümüzde yeni doğan her bebeğin biseksüel olarak dünyaya geldiği söylenirken, Türk insanı hemen hemen konuşmalarının yüzde çoğunda i…nelikten bahsederken bu bir tesadüf müydü?

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde “Avrupa ahlaksızlığın kaynağıdır” demesi de yine kendimizi ahlak açısından nerede gördüğümüzün bir başka kanıtı.

Uzun lafın kısası hayat su gibi akarken çevremizde iyisiyle kötüsüyle bazı şeyler yaşanıp gidiyor. Bu dünyada yaşayan ve kendimizin bilincinde olan varlıklar isek eğer olan bitene saygı duyalım; var olanı reddetmeden tüm unsurlarıyla bu dünyanın bir mozaik olduğunu unutmayalım.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here