İstanbul’da Hafta Sonu Kafa Dinleyebileceğiniz Yerler

1
237
malta

Her gün, iş stresi, trafik, hayat pahalılığı ve buna benzer pek çok sorunla karşılaşan İstanbullular, üzerindeki yükü hafifletmek ve biraz olsun rahatlamak adına hafta sonu kaçamağı yapabilecekleri mekanlar arıyorlar. İki günlük tatilin, insanın renovasyon sürecine etkileri inanılmaz olabiliyor.

İstanbul gibi bir metropol kentte, 17 milyon insanla birlikte her gün belirli bir düzen içerisinde monotonluk çarkına girmek insanı bunaltıyor ve hayat kalitesinin azalmasına sebep oluyor. Hem fiziksel hem de ruhsal anlamda toparlanmak isteyenlerse soluğu İstanbul’un pek fazla bilinmeyen, doğayla iç içe, huzurlu noktalarında alıyor.

malta

Hafta sonu kaçamağı yapmak isteyenler şehirden çok fazla uzaklaşmak istemiyor. Yolda geçirecekleri fazladan birkaç saat, hem 2 günlük hafta sonundan çalıyor hem de hayatının belirli bir bölümünü trafikte, yolda, arabada geçiren İstanbulluları yoruyor.

Tüm stresten uzaklaşarak yalnızca kendinize, eşinize, ailenize veya sevdiklerinize ayıracağınız hafta sonunuz varsa, bunu değerlendirmek için İstanbul ve çevresinde gidilebilecek birkaç nokta bulunuyor. Fakat, yola çıkmadan önce nereye gideceğinizi ve nerede kalacağınızı belirlemeli, planınızı eksiksiz hazırlamış olmalısınız.

İstanbul’da Hafta Sonu Kafa Dinleyebileceğiniz Yerler

1. Avşa Adası

Yaz tatili için yerli ve yabancı turistler tarafından sıklıkla tercih edilen Avşa Adası, İstanbul’a yakınlığından kaynaklı olarak hafta sonunu geçirmek isteyenler için de iyi bir alternatif oluşturuyor. Gece hayatının soluksuz aktığı Avşa’da gencinden yaşlısına herkesin keyifli dakikalar yaşayabileceği mekanlar bulunuyor ve aktiviteler gerçekleştiriliyor. Doğal ve tarihi güzellikleriyle de ziyaretçileri kendisine hayran bırakıyor.

Şarap üretimiyle dünyaya adını duyurmuş olan Avşa Adası’na ayak basar basmaz rotanızı şarap fabrikalarına çevirebilirsiniz. Bortaçina ve Büyülübağ fabrikalarında üretilen şarapların tadına bakabilirsiniz. Hagios Georgos manastırı gezinizin ikinci ayağı olabilir. 2 katlı ve 80 odası bulunan manastırın kalıntıları günümüze kadar ulaşmayı başarmış.

Zamana meydan okuyan çınar ağacını görmek, gölgesinde bir kahve içmekse, Avşa’ya gelenlerin yapmadan dönmediği aktivitelerin başında geliyor. İnce tanesi kumsallara sahip bölgede gezebileceğiniz diğer yerler ise; Mavikoy, Çınaraltı Koyu ve Kumtur.

Avşa Adası, özellikle yaz aylarında son derece kalabalık olsa da konaklama sorunu yaşamanız oldukça zor. Adaya ayak basar basmaz seyahat acenteleri, kendi misafirleri olmanız için birbirleriyle yarışacaktır. Siz de onlarca seçenek arasından bütçenize ve keyfinize en uygun olanı seçebilirsiniz. Keza oteller, butik oteller, pansiyonlar ve kiralık evler genellikle ziyaretçilerin bütçesine uygun olacak şekilde fiyatlandırılıyor.

Avşa Adası’nın yöresel bir lezzeti olmasa da restoranları oldukça kaliteli. Dilerseniz fast food restoranlarında hızlıca atıştırıp günü kaçırmadan yola koyulabilir dilerseniz de krallara layık bir sofrada o günkü rotanızı belirleyerek yemeğinizi yiyebilirsiniz. Kumpir, döner, kebap, tost gibi ürünler sahil şeridinde yer alan restoranlarda kolaylıkla bulabileceğiniz, en çok rağbet gören yiyeceklerdir. Dilerseniz, denize nazır bir mekanda taze deniz ürünlerinin tadına da bakabilirsiniz.

Özellikle yaz aylarında gece hayatının durmadan aktığı tatil beldeleri arasında üst sıralarda yer alan Avşa Adası’nda her yaşa uygun eğlence bulabilmek mümkün. Gençler ve her daim genç kalanlar için Tanz Disco, Club Liatris ve Avşa Arena gibi şafak sökene kadar eğlencenin durmadığı mekanlar olduğu gibi daha huzurlu, hoş sohbet bir ortam arayanlar için de özellikle sahil şeridinde publar, barlar ve restoranlar hizmet veriyor.

Kıyı şeridi olan neredeyse her tatil beldesinde olduğu gibi Avşa Adası’nda da rakı – balık kültürü farklı bir boyutta yaşanıyor. Alışveriş içinse yöreye özgü zanaatların sergilendiği ufak pazarlardan hediyelik eşya satın alabilirsiniz. Genellikle yerel halk tarafından uğraşı verilen işler, tezgahlarda ziyaretçilerin beğenisine sunuluyor. Siz de dilerseniz kendiniz, dilerseniz de sevdikleriniz için Avşa Adası’ndan bir parça alabilirsiniz.

İstanbul’a yakın yerlerden olduğu için hafta sonu ziyaretçilerine sıklıkla ev sahipliği yapan Avşa Adası’na gitmek için vapur kullanmanız gerekiyor. Yenikapı ve Bostancı’dan İDO seferleri düzenlenen adaya dilerseniz şahsi aracınıza da götürebilirsiniz. Vapur, direkt olarak İskele Meydanı’na yanaşıyor.

Şehir içi ulaşımda şahsi aracınızı kullanabileceğiniz gibi belediye önünden kalkan minibüsleri tercih edebilirsiniz. Buna ek olarak, tıpkı adalarda olduğu gibi Avşa’da da bisiklet kiralayarak dilediğiniz yere gidebilirsiniz.

2. Şile

Karadeniz’e kıyısı olan Şile, İstanbul’dan kaçan tatilcilerin en çok tercih ettiği ilçelerden bir tanesi. İstanbul’a sadece 60 kilometre mesafede olmasından dolayı günübirlik gelenlerin ve hafta sonu kaçamağı yapmak isteyenlerin uğrak noktası olan Şile, tertemiz sahilleri ve yemyeşil doğasıyla tanıklık edeni kendisine hayran bırakıyor. Cilalı Taş Devri yaşamından izlere sahip olan Şile, Romalıları ve Selçuklu Türkleri’ne de ev sahipliği yapmış.

Şile’nin %80’i ormanlarla kaplı olduğu için İstanbul’un en temiz havasına sahip yerlerinin başında geliyor. Doğal güzelliklerini saymakla bitiremeyeceğimiz Şile’nin tarihsel geçmişi de bulunuyor. Şile Feneri, bu geçmişe ışık tutan etkileyici örneklerden yalnızca bir tanesi. Türkiye’nin en geniş gövdeli feneri olma özelliği taşıyan Şile Feneri, 1859’da Fransız tasarımı olarak inşa edilmiş.

Günümüzde müze olarak da faaliyet gösteren fener, Sultan I. Abdülmecit tarafından yaptırılmış ve dünyanın aktif olarak kullanılan en büyük ikinci feneri olma özelliğine sahip. Şile’de sahil boyunca birçok köy ve kasaba yer alsa da Akçakese Köyü, sığ ve sakin sularıyla ziyaret için bir adım önde bulunuyor. Güneşin en tepede olduğu vakitlerde altın gibi parlayan bir sahile sahip. Bunun nedeni ise sahilde altın tozu bulunması. Tabii bu tozun ekonomik bir değeri yok.

Şile, konaklama açısından ziyaretçilere geniş bir yelpaze sunuyor. Oteller, pansiyonlar, kiralık evler ve camping alanları açısından zengin olan bölgede Best Western Sile Gardens Spa gibi 5 yıldızlı otelleri tercih edebileceğiniz gibi Tilia Butik Pansiyon ve Violet Park Hotel gibi butik otel ve pansiyonlarda da konaklayabilirsiniz.

Yıl boyunca çok fazla yağış alması ve verimli topraklara sahip olmasından kaynaklı olarak tarıma son derece elverişli bir bölge. Bu nedenle meyve ve sebzenin en tazesini Şile’de yiyebilirsiniz. Taze sebzelerden hazırlanan yemeklerine tadına bir kere varan bir daha bırakamıyor. Üstelik Karadeniz’e olan kıyısı, deniz ürünleri çeşitliliğini de arttırıyor. Şile’de yemek yiyebileceğiniz en iyi restoranlar ise şu şekilde; Deniz Restoran, İskorpit Restoran, Tadım Gözleme Evi, Papatya Kır Bahçesi ve Vira Restoran.

Yaz aylarında oldukça hareketli bir gece hayatına sahip olan Şile, sezon kapandıktan sonra kemik kadrosuna kısıtlı bir gece hayatı imkanı sunuyor. Sezonluk çalışan bar, pub ve gece kulüplerinin yanı sıra eğer kaçamağınızı kış mevsimine denk getirdiyseniz, denize nazır bir restoran balığa rakıyla eşlik edebilirsiniz.

Alışveriş içinse akla ilk gelen elbette Şile bezi. Yazın terletmeyen, kışın üşütmeyen yalnızca Şile’ye özgü bir kumaş olan Şile bezinden yapılan ürünleri ilçenin neredeyse her yerinde bulabilirsiniz. Buna ek olarak Şile Doğal Ürünler Pazarı’nı ziyaret ederek tamamı doğal ve organik pek çok yiyeceği satın alabilir, işinizin başına döndüğünüzde aldığınız bu ürünleri afiyetle yiyebilirsiniz.

Şahsi aracınızla Şile’ye gitmek istiyorsanız, 1. veya 2. köprü üzerinden Şile tabelalarını takip ederek rahatlıkla ulaşabilirsiniz. TEM Otoyolu’nu kullanacaksanız da Sarıgazi – Şile istikametinde hareket etmeniz gerekiyor. Toplu taşıma kullanacak ziyaretçiler ise 139 numaralı İETT otobüsünü kullanabilirler.

3. Ağva

Şile ilçesine bağlı bir kasaba olan Ağva, doğal güzellikleri ile insanı huzura davet ediyor. Latince anlamı “iki dere arasına kurulmuş köy” olan Ağva, Göksu ve Yeşilçay dereleri arasında konumlanıyor. Karadeniz kıyısında üç kilometre uzunluğunda sahil şeridine sahip olan kasaba, bakir koyları, ormanları, dereleri ve daha pek çok özelliğiyle İstanbulluların huzuru koklayabileceği ender yerlerden bir tanesi. Üstelik oksijen oranı da son derece yüksek.

Ağva’ya gidip de otel odasında bütün gün pineklemek olmaz. Madem iki gününüzü değerlendirmek için buraya geldiğiniz, o halde Ocaklı Kalesi’ni mutlaka görmelisiniz. Şile Kalesi olarak da bilinen Ocaklı Kalesi, Şile Limanı’nda yer alıyor. Cenevizliler tarafından inşa edilen kale gözlem amacıyla kullanılmıştır. Son zamanlarda yapılan restorasyon çalışmasıyla sosyal medyada büyük eleştirilere hedef olmuştur.

Karadeniz ikliminin hakimiyetinde olan Ağva, kışın ayrı yazın ayrı güzeldir. Gitmişken denize girmek isteyenlerdenseniz, haziran – eylül arasında Ağva’yı değerlendirebilirsiniz. Kış aylarında ise karlar altında kalan bitki örtüsü, kartpostallardaki görüntüsüyle insanın içini huzur ve neşeyle doldurur.

Bu güzide kasabayı hafta sonu için değerlendirmek istiyorsanız, rezervasyonunuzu erkenden yapmanızı öneririz. Yılın neredeyse her ayı İstanbullulara ev sahipliği yapan Ağva’da her bütçeye uygun otel ve pansiyon seçeneği bulunuyor. Müşterilerine kaliteli hizmeti birinci kural olarak gören otellerden faydalanabilmek için en az 1 hafta öncesinden rezervasyon yaptırmanız, oda ayırtmanız önemli.

Ağva’da yemek, dert edeceğiniz son şey olacaktır. Son derece kaliteli restoranlara ev sahipliği yapan kasabada restoranlar, oluşturduğu ambiyansla da ziyaretçilerine tarifsiz anlar yaşatıyor. İşinin ehli şefler de müşterilerine en leziz yemeklerini sunabilmek adına birbirleriyle yarışıyor.

Gece hayatı da nispeten canlı olan kasabada gün içerisinde toplayacağınız enerjiyi, konsept kafe ve barlarda harcayabilirsiniz. Alışveriş içinse, yöre halkının kurduğu tezgah ve pazarlara uğrayabilirsiniz. Kıyafet olarak, özel bir dokuya sahip, Şile bezinden yapılma ürünleri tercih edebilirsiniz. Bunun dışında, tarladan toplanarak tezgahlardaki yerini alan, İstanbul’un merkezinde kolay kolay rastlayamayacağınız ürünleri satın alabilirsiniz.

İstanbul merkeze ortalama 100 kilometre uzaklıkta bulunan Ağva’ya gitmek için özel aracınızla Ümraniye – Şile yolunu kullanabilir; aracınız yoksa da hem Anadolu hem de Avrupa yakasında belirli noktalardan kalkan Şile – Ağva otobüslerine binebilirsiniz.

4. Polonezköy

Polonezköy, zenginlerin villa alıp kafa dinlemek için belli zamanlarda çekildikleri bir semt olarak bilinse de son yıllarda bu algı yavaş yavaş kırılmaya başlandı. Yeşilin her tonuna ev sahipliği yapan Polonezköy’ün hikayesi ise son derece ilginç.

1848 yılında ardı arkası kesilmeyen Rus saldırılarından kaçan bir grup Polonyalı, Osmanlı’ya sığınıyor. Osmanlı Sultanı Abdülmecit’te kendilerine günümüzün Polonezköy’ü olan, dönemin Adampol bölgesini kendilerine tahsis ediyor. Uzun yıllar kültürel etkileşimde bulunulan Polonezköy şu anda ise İstanbullular için hafta sonu kaçamağı yapabilecekleri, doğayla iç içe bir mahalle olarak biliniyor.

Polonezköy’e geldiniz ve biraz enerji depolamak istiyorsunuz. Odanıza çekilip ayaklarınızı uzatarak televizyon seyretmek elbette bunun farklı bir yolu fakat, aktif dinlenme seçeneklerine de bir göz atın deriz. Örneğin, sevdiklerinizle birlikte yapacağınız hoş sohbet bir kahvaltının ardından, 5 kilometrelik orman yürüyüş parkurunu tamamlayabilirsiniz. Fotoğraf makinenizi mutlaka yanınıza alın. Bunun dışında at safari turlarına katılabilir, cam sanat atölyesinden sevdiklerinize hediyelik eşyalar satın alabilir ya da work shoplara katılabilirsiniz.

Polonezköy, İstanbullular için yoğunlukla günübirlik gezilerde tercih edilse de hafta sonunu değerlendirmek için de son derece ideal bir bölge. Korna sesleri, komşunuzun gürültüsü, basık hava gibi sizi negatif etkileyebilecek bütün dış etmenleri unutun ve kulağınızı doğaya verin.

Polonezköy’de otel ve pansiyonlar kaliteden ödün vermeden müşterilerine hizmet vermeye çalışıyor. Ancak, belli dönemlerde, taleple doğru orantılı olarak fiyatların arttığını unutmayın. Bu sebeple erken rezervasyon, daha iyi fiyat alabilmenizi sağlayacaktır. Bunun dışında Polonezköy’de sıkça tercih edilen diğer bir konaklama çeşidi de günlük kiralık daireler. Hafta sonunu ev konforunda geçirmek isteyenler için oldukça ideal olan bu evler, lüks mimarisiyle ziyaretçilerine kapılarını açıyor.

Polonezköy denilince akla ilk gelen şeylerden bir tanesi de kahvaltı. Tamamen doğal ürünlerden hazırlanan kahvaltı, güne bomba gibi başlamanızı sağlayacak. Tertemiz havada geçireceğiniz birkaç saatle birlikte iştahınız açılacak, bu sefer de mesire alanlarında sevdiklerinizle birlikte mangalın başına geçip keyifli dakikalar yaşayacaksınız. İnsanları birbirine yakınlaştıran bir havası olan Polonezköy’e gidip de, Polonyalılara ait ceviz ve karanfilli vişne likörünü denemeden dönmeyin.

Polonezköy’e şahsi aracınızla gitmek için Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün Kavacık çıkışından Riva yoluna saptığınız takdirde Polonezköy tabelalarını görmeye başlayacaksınız. Dilerseniz yine Kavacık çıkışından Çavuşbaşı’na dönerek Polonezkey’e ulaşabilirsiniz. Son olarak Tem Ümraniye – Sarıgazi – Eski Şile güzergahını takip edebilirsiniz. Bu güzergahta tabelaları takip ederek önce Alemdağ’a sonra Cumhuriyet Köyü’ne son olarak da Polonezköy’e ulaşabilirsiniz. Günün belirli saatlerinde sefer düzenleyen İETT otobüslerinden 137 numaralı olanı kullanarak gitmek istediğiniz yere kolaylıkla varabilirsiniz.

5. Kilyos

Hafta sonu planlarınızı üzerine kurabileceğiniz İstanbul’un diğer bir güzide bölgesi de Kilyos. Karadeniz kıyısında boydan boya uzanan kumsalları bir yana dursun zengin bitki çeşitliliğiyle de doğanın kalbi olmaya devam ediyor. Karadeniz kıyılarının bitki çeşitliliği açısından en zengin ikinci kumul yapısına sahip olan Kilyos, aynı zamanda İstanbul’un en uzun ve en temiz sahil şeridine ev sahipliği yapıyor.

İlkbahar ve yaz aylarında gelen ziyaretçiler denize girip, ormanda uzun gezintilere çıkarken, sonbahar ve kış aylarını tercih edenler uzun plaj yürüyüşleri gerçekleştirebiliyor. Üstelik otelinizin sunduğu sıcacık, konforlu odanızda takılırken, doğanın rüzgarla dansını seyredebilirsiniz.

Tarih boyunca Roma, Bizans ve Ceneviz medeniyetlerine ev sahipliği yapmış Kilyos’ta pek çok tarihi eser bulunuyor. Bunlardan ilki ise 15. yüzyılda Cenevizliler tarafından inşa edilmiş olan Kilyos Kalesi. Bir tarafında orman, diğer tarafında deniz olan bu kale, Sultan II. Mahmut döneminde restore edilmiş.

Bölgede bulunan diğer bir tarihi yapı ise Bizans döneminden kalma Ovis Kulesi. Gözetleme kulesi olarak inşa edilen Ovis Kulesi’nde geceleri meşaleler yanarmış. Bunun nedeni ise boğazdan geçen gemilerin, dalgalı sularda kulenin ışığını görerek Kilyos kayalıklarına çarpmalarını önlemekmiş.

Tarihin derinliklerine daldıktan sonra kumlara uzanıp, güneşin vücudunuzdan akıp gitmesini isteyebilirsiniz. Özellikle İstanbullular için deniz hasretini gidermede başı çeken Kilyos’ta gidebileceğiniz pek çok plaj bulunuyor.

High Beach Kilyos, Babylon Beach Kilyos, Burç Beach Kilyos ve Uzunca Beach Kilyos, en güzel kumsallara sahip plajlar olarak ön plana çıkıyor. Bu plajlara giriş ücretli olsa da basketbol, rüzgar sörfü, futbol gibi birçok aktiviteden yararlanabiliyorsunuz. Dilerseniz, günlük kişi başı ücreti 15 TL olan Kilyos Halk Plajı’nı tercih edebilirsiniz.

Kilyos’ta tercih edebileceğiniz çok sayıda otel ve pansiyon bulunuyor. Her kalitede konaklama seçeneğinin İstanbullulara sunulduğu bu bölgede kesenize uygun bir yer bulabilmeniz mümkün. Yaz aylarında fiyatlar yükselse de erken rezervasyonla oldukça uygun fiyatlarla hafta sonu tatilinizi gerçekleştirebilirsiniz. Kışın ise oda bulmak kolay olduğu gibi fiyatlar da yaz mevsimine göre çok daha uygun oluyor.

Eğer uymanız gereken sıkı bir diyet programı varsa dikkat etmeniz gerekiyor. Ansızın burnunuza mangalda pişen et kokuları gelebilir. Oldukça zengin menülere sahip restoranlar müşterilerine deniz ürünlerinin de en tazesini sunuyor. Midye tavasından çöp şişine, balığından mantarına, sucuğundan böreğine kadar onlarca çeşit ürünü Kilyos’un herhangi bir yerinde bulabilirsiniz. Kısacası ne yiyeceğinizi düşünmek için pek fazla zaman kaybetmeyeceksiniz.

Sarıyer’e 11 kilometre mesafede yer alan Kilyos’a şahsi arabanızla gitmek istiyorsanız iki farklı yol kullanabilirsiniz. Bu yollardan ilki Sarıyer üzerinden geçen sahil yolu, diğeri ise Bahçeköy üzerinden geçen orman yolu. Her iki yolda da Kilyos tabelalarını takip ederseniz, bölgeye kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Yolculukta toplu taşıma aracı kullanacaklar ise 151 numaralı İETT otobüsünü tercih edebilirler.

6. Riva

İstanbul’dan kaçmak isteyenler için güzel bir mola noktası olan Riva, Beykoz‘a bağlı bir mahalle. Karadeniz kıyısına bağlı sahil şeridi ve sakin yapısıyla, huzur dolu bir hafta sonu geçirmek isteyen İstanbulluların değerlendirebileceği bir bölge olarak öne çıkıyor. Denizin dalgalı olduğu günlerde denize gireceklerin dikkatli olmalarında yarar var.

Tarihi bir geçmişe sahip olan Riva’ya geldiğinizde yapmanız gereken ilk iş tarihi Riva Kalesi’ni ziyaret etmek olmalı. Yapım tarihi tam olarak bilinmese de Cenevizliler tarafından inşa edilen kale, Osmanlı döneminde Revan Kalesi olarak anılmış.

Osmanlılar tarafından da aktif olarak kullanılan kale, düşmanların Riva deresinden geçerek İstanbul’un arkasına asker indirmelerini engellemek amacıyla kullanılmış. İstanbul’un sıcağından, basık havasından ve güneş altında giyilen iş kıyafetlerinden sıkılanlar, hafta sonu Riva’ya geldiklerinde bölgede bulunan 3 plajdan en az birini mutlaka ziyaret ediyorlar. Siz de, tertemiz deniziyle nam salmış Riva Plajı, Elmasburnu veya Su Ürünleri Plajı’ndan herhangi birini tercih edebilirsiniz.

Riva’da konaklamak için pek fazla seçenek bulunmadığından dolayı erken rezervasyon yaptırmak, hafta sonuna yaklaşırken yaşayacağınız stresi ortadan kaldıracaktır. Hafta içleri doluluk oranı az olsa da hafta sonları İstanbulluların kaçamak yapabilecekleri yeni yerler araması Riva’daki yoğunluğu da artırıyor.

Konaklama seçeneklerinin de az olmasından kaynaklı olarak planınızı iyi yapmanızda yarar var. Riva’nın en popüler konaklama yerlerinin başında, sahile yakınlığıyla bilinen Rhebas Hotel ve Hürrem Sultan Konağı geliyor.

İstanbul’da tarıma en elverişli alanlardan bir tanesi olan Riva, bol yağış aldığı ve verimli topraklara sahip olduğu için ziyaretçilerine her daim taze meyve – sebze sunuyor. Hal böyle olunca da taze sebzelerden yemeklerin tadı damağınızda kalıyor. Deniz ürünlerinin de en tazesini müşterilerine sunan restoranlardan Kalyon Balık Restoran, Riva İskele Restoran ve Riva Vira, bölgenin en popüler restoranları arasında yer alıyor.

Bölgede gece hayatına dair pek fazla hareketliliğe rastlanmasa da gittiğiniz restoranda denize nazır rakınızı yudumlayabilir, belirli gecelerde sahne alan canlı müzik ekibiyle anın tadını çıkartabilirsiniz. Alışveriş yapmak isteyenlerse genellikle İstanbul’da bulamadıkları taze meyve – sebzelerden alıp götürüyorlar.

Şahsi aracınızla Riva’ya gitmek istiyorsanız, 1. ve 2. köprü üzerinde yer alan Şile tabelalarını takip edip, TEM Otoyolu’ndaki Kavacık kavşağından itibaren karşınıza çıkacak ‘Riva’ levhalarını takip ederek ulaşabilirsiniz. Toplu taşıma ile Riva’ya ulaşmak isteyenlerse Beykoz’dan hareket eden 137 numaralı İETT otobüsünü kullanabilirler.

7. Büyükada

Prens Adaları arasından en büyüğü olan Büyükada, özellikle yaz aylarında yerli ve yabancı turistlerin akınına uğruyor. Huzur arayan İstanbullular için özellikle sezonda oldukça yanlış bir tercih olabilecek Büyükada, doğal ve tarihi güzellikleriyle sonbahar ve kış aylarında eşsiz bir tatil fırsatı sunuyor. Adadaki tek sıkıntı, faytonlarda kullanılan atlardan kaynaklı at pisliği kokusudur. Yakın zamanda atların faytonlarda kullanımının yasaklanması bekleniyor.

Huzurlu bir tatilin yanı sıra keşfetmeye açık kişiler için doğru tercih olan Büyükada’da gezilip görülecek birçok yer bulunuyor. Bu yerlerin başında ise 1751’de inşa edilen Aya Yorgi Kilisesi geliyor. Deniz seviyesinden yaklaşık 200 metre yüksekte olan kiliseye zorlu bir yürüyüş yolundan geçerek ulaşılıyor. Tepeye varınca misafirleri karşılayan ilk yapı ise Eski Kilise.

Çan kulesinin arkasında da kesme taştan 1905’te inşa edilen Aya Yorgi Kilisesi yer alır. Bu kilise, Efes’te bulunan Meryem Ana’nın Evi’yle birlikte Hristiyanların Türkiye’deki iki hac noktasından biri olarak kabul ediliyor. Büyükada’ya gidip de görmeniz gereken diğer başlıca yerler arasında 2010 yılında faaliyet göstermeye başlayan Adalar Müzesi ve adanın gizli cennet köşelerinden bir tanesi olan Prenses Koyu bulunuyor.

Büyükada’da hafta sonunu geçirmek için eşsiz bir yer arıyorsanız, karşınıza onlarca seçenek çıkıyor. Genellikle butik otel ve pansiyon konseptli konaklama alanlarına ev sahipliği yapan Büyükada, sezon dışında pek fazla misafir ağırlamadığı için oda bulmanız son derece kolay. Her bütçeye uygun, kaliteli hizmet sunan konaklama alanlarından dilediğiniz seçerek hafta sonu tatiliniz için ilk adımı atabilirsiniz.

Büyükada’ya hazırlıklı gelmediyseniz eğer, merkezde onlarca çeşit yemeği müşterilerine sunan restoranlardan herhangi birine oturabilirsiniz. Kebap, pide, dolma, hamburger, deniz ürünleri ve daha pek çok çeşidi menüsünde bulunduran restoranların yanı sıra meydanda konumlanan Büyükada Pastanesi, 60 yıldır birbirinden güzel hamur işleri ve pastaları ada ziyaretçileri için hazırlıyor. Tabii Büyükada’ya gidip de dondurma ve lokma yemeden dönmek de olmaz.

Büyükada’da gece hayatı denilince akıllara direkt balık lokantaları geliyor. Sahile atılmış masalardan yayılan rakı – balık kokularına canlı müzik eşlik ediyor. Mezeler de ay ışığı altında sevdiklerinizle edilen sohbete dahil olunca unutulmaz akşamlar yaşanıyor. Alışveriş yapmak isteyenler içinse çeşit çeşit ürün bulunuyor. Her zevke uygun ürünün yer aldığı Büyükada’da biblolardan, el işi ürünlere, incik boncuktan yağlı boya resimlere, böreğinden meyvesine dilediğiniz her şeyi satın alabilirsiniz.

Büyükada’ya ulaşım için pek fazla alternatifiniz bulunmuyor. Adada motorlu taşıtların kullanımı yasak olduğu şahsi aracınızı götürme gibi bir imkanınız bulunmuyor. İstanbul’un belirli noktalarından Adalar seferi düzenleyen vapurlara binerek Büyükada’ya ulaşabilirsiniz. Şehir içi ulaşımını da fayton veya bisikletle gerçekleştirebilirsiniz.

8. Heybeliada

Büyükada’nın ardından en büyük 2. Prens Adası olan Heybeliada, Büyükada’ya nazaran da göz ardı edilmiş daha sessiz, sakin bir yer. Doğasıyla insanı cezbeden bir yapıya sahip olan Heybeliada genellikle günübirlik ziyaretçiler tarafından gezilse de hafta sonunu değerlendirmek isteyen İstanbullular için de son derece doğru bir tercih olacaktır. Bütün bir günü, tarihi yerleri gezmeye veya deniz, kum, güneş üçlüsünün tadını çıkarmaya harcayabilirsiniz.

İsmet İnönü, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Ahmet Rasim gibi isimlerin iz bıraktığı Heybeliada’da gezilip görülebilecek pek çok tarihi yapı bulunuyor. Bunlardan ilki ise Bet Yaakov Sinagogu. 1940’lı yıllarda Heybeliada’da yaz aylarında 250’den fazla Yahudi ailesi konaklıyordu. Bunun üzerine bir ibadethaneye ihtiyaç duyduklarını ifade eden Yahudiler için 1948 yılında İnönü Caddesi’nde yer alan Bozaldo Evi tahsis edildi. 1953 yılında sinagog için uygun alan tahsis edilince 1956’da Bet Yaakov Sinagogu ibadete açıldı.

Heybeliada Deniz Lisesi, misafirleri adaya ayak basmadan selamlıyor. 1773 senesinde Mühendishane-i Bahr-ı Hümayun ismiyle Kasımpaşa Tersanesi’nde kurulan lise 1946’da Heybeliada’ya geri dönmüş. 2016’ya kadar eğitim veren Heybeliada Deniz Lisesi, 2016’da askeri liselerin kapatılmasıyla birlikte yalnızca tarihi bir bina olarak hizmet vermeye başladı. Adada görmeniz gereken diğer bir tarihi yapı ise Büyükada’ya bakan Aya Yorgi Uçurum Manastırı.

Heybeliada’da konaklama için de ziyaretçisine onlarca seçenek sunuyor. Tarihi konaklardan butik otellere, pansiyonlara hatta konuk evlerine kadar birçok alternatifi bulunan Heybeliada, sezon dışında genellikle boş oluyor. Bu nedenle rezervasyonunuzu haftalar öncesinden yapmak yerine, spontane gelişen bir plan dahilinde Heybeliada’ya gidebilir, konaklama konusunda da hiçbir sıkıntı çekmezsiniz.

Rum lezzetleri Türk mutfağının iç içe olduğu Heybeliada, deniz ürünleri ve mezeler konusunda son derece iddialı. Yöreye has lezzetlerden karidesli börek ve iskorpit salatası da damak tadınızı yeni denizlere yelken açtıracak türden yemekler. Yine Heybeliada’ya özgü olan sakızlı dondurma, yaz aylarında içiniz ferahlatırken, sabahları fırından sıcacık çıkıp sofranıza ekleyebileceğiniz Ada ponçiğini mutlaka tadın.

Yaz aylarında adanın nüfusu arttığı için gece hayatı da hareketleniyor. Lady Cafe Sarmaşık, Perili Köşk Jazz Bar ve Rest Cafe Elfaro, adanın eğlence ihtiyacını karşılıyorlar. Ayrıca restoranlarda, canlı müzik eşliğinde sevdiklerinizle rakı – balık da yapabilir; alışveriş içinse yöreye özgü sakızlı dondurmadan alıp, hafta için işin yorgunluğunu atıp gelecek hafta sonuna tatil planı yaptığınız gecelerde kaşık kaşık yiyebilirsiniz. Bunun dışında hatıra ve hediyelik eşya olarak seramikten yapılma figürler ve süs eşyalarını tercih edebilirsiniz.

Büyükada gibi Heybeliada’da da motorlu taşıt kullanımı yasaklandığından dolayı şahsi aracınızla seyahat edemezsiniz. Beşiktaş, Kadıköy, Bostancı gibi İstanbul’un belirli yerlerinden yapılan vapur hatları seferleriyle Heybeliada’ya kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Şehir içi ulaşımda ise yalnızca fayton ve bisiklet kullanılıyor.

9. Kınalıada

Prens Adaları arasında İstanbul’a en yakın olan ada olma özelliğini taşıyan Kınalıada adını, kum taşı uçurumlarının kızıla çalan renginden almış. Bizans döneminde sürgün yiyen kişiler genellikle Kınalıada’ya gönderilirdi. Bu kişiler arasında Romen Diyojen gibi tarihte önemli yere sahip kişiler de yer alırdı.

19. yüzyılın ortalarında Ermenilerin yavaş yavaş adaya yerleşmeye başlamış. Günümüzde de bölgede Ermeni nüfus yoğunlukta. İstanbul’un diğer adalarına kıyasla farklı bir atmosfere sahip olan Kınalıada, hafta sonunda hem dinlenmek hem de gezip görmek için son derece ideal yerlerden biri.

Kınalıada’ya gelip de otelde pineklemek olmaz. Büyük bir geçmişe sahip olan adada Bizans döneminden kalma tarihi yapılar ön plana çıkıyor. Bunlar arasında en dikkat çekeni de Hristos Tepesi ve Manastırı. Dört sütun başı ile dört kemerli yeraltı sarnıcının da bulunduğu manastırın konuşlandığı tepede tüm Prens Adaları’nı ve İstanbul’un kıyı şeridini rahatlıkla seyredebilirsiniz.

Bölgedeki diğer bir tarihi yapı ise adaya yerleşen Ermeniler tarafından 1857 yılında kurulmuş olan Surp Krikor Lusavoriç Ermeni Kilisesi. İstanbul Ermeni Patriği III. Hagopos tarafından ibadete açılan kilise, adalarda yer alan ilk ve tek Ermeni Gregoryen kilisesi olma unvanına sahip. Ermeni taş oymacılığının en nadide örneklerini içeren kilisenin Mihrap perdesi ise Trabzon’da bulunan Aziz Auxent Emeni Kilisesi’nden getirilmiş.

Kınalıada, genellikle huzurlu yapısıyla dikkat çekiyor. Yerli ve yabancı turistler tarafından çok fazla ziyaret edilmeyen Kınalıada, yine de konaklama seçenekleri açısından gayet yeterli durumda. Her bütçeye uygun, farklı kalitede hizmetler alabileceğiniz otel, butik otel, pansiyon, konuk evi gibi alternatifler arasından seçiminizi yapabilirsiniz.

Kendine has bir yemeği bulunmayan Kınalıada’da deniz ürünleri menüsü inanılmaz zengin. Sahil şeridi boyunca sıralanan restoranlardan herhangi birine oturabilir balık, kebap, köfte, börek veya canınız ne isterse afiyetle yiyebilirsiniz. Adanın en popüler restoranları ise şu şekilde; Murat Kebap, Bahar Pastanesi, Yeşil Roma, Meydan Sahil Kafe ve Taş Meyhanesi.

Diğer adalara nazaran Kınalıada’da gece hayatı da olağan seyrinde akmaya devam ediyor. Ada denilince herkesin aklına geldiği gibi rakı – balık mekanları bulunsa da, gençlerin veya farklı bir eğlence anlayışına sahip insanların oturup keyifli vakit geçirebilecekleri kafe ve barlarda hizmet veriyor. Alışveriş içinse pek fazla seçeneğiniz bulunmuyor. Adada hediyelik eşya pazarı gelişmediği için günlük ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğiniz marketler dışında alışveriş yapabileceğiniz herhangi bir yer bulunmuyor.

İstanbul’un diğer adalarında olduğu gibi Kınalıada’ya da şehrin belirli noktalarından düzenlenen vapur hatları seferleriyle ulaşabilirsiniz. Kendi aracınızla seyahat etme imkanınız bulunmadığı gibi ada içerisindeki ulaşımlarda da yalnızca bisiklet kullanılıyor. Fakat, adanın bir ucundan diğer ucuna 20 dakikada yürünebildiği için ulaşım neredeyse hiç sıkıntı yaratmıyor.

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here