Kasabadan Markaya Alaçatı

1
1467

Ünü Türkiye sınırlarını aşan Alaçatı, şirin taş evleri, renkli butik otelleri, konsept dükkanları, yaratıcı tasarım atölyeleri, ot festivali, bakir koyları ve renkli gece hayatıyla yükselen bir değer. Alaçatı’nın popülerliğinde en önemli etken mimari dokunun korunarak çarpık yapılaşmaya izin verilmemesi. 

Turizmle dönüşen, gelişen ve birkaç yüksek sezondan sonra geriye giden onlarca destinasyon örneği var Türkiye’de. Her biri en ilgi gören dönemde daha çok para kazanma hevesiyle yatırım yapan ve sürdürülebilirlik anlayışına uygun olmayan adımlar nedeniyle betonlaşan, doğallıktan uzaklaşan ve yerel dokusunu kaybeden bu yerler o eski günlerini mumla arar oldu.

Kasabadan-Markaya-Alacati

Türkiye turizminde son yıllarda ismini Bodrum, Çeşme, Marmaris ve Antalya gibi en çok tercih edilen turistik destinasyonlardan daha fazla duyduğumuz Alaçatı, 20-25 yıl önce kendi halinde bir kasaba görünümündeydi. Geçen onca yıllık sürede her dönem üzerine bir şeyler ekleyen ve kamuoyunda marka imajını tazeleyen Alaçatı, yaz dönemlerinde isminden en çok söz ettiren yer olmayı başarıyor.

Bütünşehir Yasası ile belde statüsünü kaybeden ve belediyesi kapatılan Alaçatı, İzmir’in Çeşme ilçesine bağlı bir mahalleye dönüştü. Bu dönüşüm sürecini en az hasarla atlatan turizm merkezi dillere destan ot festivali, etkileyici butik otelleri, birbirinden güzel taş evleri, konsept mekanları, renkli gece hayatı, tasarım atölyeleri ve estetik anlayışla bezeli sokakları ile her yıl yaz aylarında binlerce ziyaretçiyi ağırlıyor.

Kasabadan-Markaya-Donusen-Alacati

Alacaat’tan Alaçatı’ya

Antik dönemdeki ismi Agrillia olan Alaçatı, Osmanlı döneminde Alacaat olarak biliniyordu. Rumlarla Türklerin uzun yıllar bir arada yaşadığı bu kasabanın ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanıyordu. Bugün hayranlıkla bakılan birçok evin giriş katları hayvan bağlamak için kullanılan ahırlardan oluşuyordu. Mübadele döneminde Rumların ayrıldığı, giden Rumların yerine Yunanistan topraklarından Türklerin geldiği Alaçatı tipik bir Ege yerleşimi.

Çeşme’nin yıldızının parladığı ve Bodrum’un önüne geçtiği kısa çıkış döneminin hemen ardından Türkiye’nin yaz aylarının gözdesi Alaçatı oldu. Alaçatı’nın yavaş ama kararlı adımlarla yükselişinde ciddi bir planlama sürecinden söz etmek mümkün. Şehir dışından gelen birkaç yatırımcının eski taş evlerde yaptığı düzenlemelerle atılan ilk adım Alaçatı’nın merkezindeki binaların birbiri ardına dönüşümünü tetikledi. Günümüzden 25 yıl önce Çeşme ve İzmirlilerin ‘’Alaçatı’da ne var?’’ sözleriyle eleştirdiği; gidildiğinde oturacak bir mekanın bulunmadığı, zaman geçirmeye değmez bu belde bugün yalnız Türkiye’nin değil yakın coğrafyanın da parlayan yıldızı.

Alacati-Markasi

İmar uygulamalarına kurban edilen birçok tatil merkezinin aksine Alaçatı’nın yükselişine en büyük katkı belli bir yüksekliğin ve taş mimarinin dışına çıkılmasına asla izin verilmemesi. Bu karşı duruşun bir kere olsun delinmemiş olması günümüzde Alaçatı’yı Alaçatı yapan en büyük değer. Alaçatı sokaklarında yürürken birçoğu yakın zamanda yapılan onlarca binayla karşılaşılsa da bu binaların sanki tarihi bir geçmişi olduğu hissine kapılıyor insan.

Rengarenk mekanlar

Rengarenk mekanlara, butik otellere, restoran ve kafelere dönüşen taş evler insanın ruhuna, estetik duygusuna dokunuyor. Her bir köşesinde fotoğraf çekilmek isteyen, mekanları birer butik müze gibi dolaşan kalabalıklarla karşılaşınca ne kadar doğru adımlar atıldığını bir kez daha görüyor insan.

2010 yılında ilk kez düzenlenen Ot Festivali 400 bini aşan ziyaretçisiyle adını yurt dışında da duyurmayı başardı. Ege lezzetlerinin, zeytinyağlı yemeklerin ve onlarca çeşit otun sergilendiği bu etkinlik Alaçatı’nın isminin duyurulmasında bir başka etken.

Bakir koyları, rüzgar sörfünde dünya klasmanında ilk sıralarda yer alan plajları, hoş eğlence mekanları ve tabloyu andıran sokakları ile Alaçatı, marka algısı ve kavramına en iyi örneklerden. 

1 YORUM

  1. Aslına bakarsan yoğun dönemde buraya giden pek çok insan ‘Alaçatı’da ne var’ demeye devam ediyor çünkü karmaşa ve kaos yüzünden mahallenin mimari dokusunu ve güzelliğini görmek mümkün olmuyor. Alaçatı’nın gerçek bir markaya döndüğü konusunda aynı fikirde olsak da önünde gidilecek daha çok yol olduğunu da eklemek gerek!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here