Kaşı Botoksluya Oy Vermem!

0
77

Ünlü Modacı Barbaros Şansal yaklaşan yerel seçimler öncesinde Gezi olaylarından, kimliksizleştirilen kentlere, hükümet politikalarından muhalefet partilerinin çalışmalarına kadar birbirinden farklı birçok konuyu değerlendirdi.

Gezi olaylarından başlayalım isterseniz…

Gezi gezenti bir ülke yarattı iktidara. İşsiz güçsüzlerin gezdiği, ayakkabı kutularına paraların dolduğu, rüşvetin, fuhuşun, yalanın, iftiranın, takiyenin yağmanın, rantın havada uçuştuğu bir dönem. Gezi fitili oldu herhalde böyle bir dökülme başladı ülkede.

Barbaros-Sansal-Roportaj

Taksim Meydanı Projesi’nde de örneğini gördüğümüz üzere halkın benimsediği, sosyal buluşma alanlarının gitgide kimliksizleştiği bir dönem yaşanıyor gibi, ne dersiniz?

Kentlerin kimliksizleşmesi sorunu sadece İstanbul’a özgü değil, Türkiye‘nin her yerinde ortak bir sorun. Bir toplum mimarisini kaybederse tüm kültürünü kaybeder. Çünkü kültürün, bilimin, sanatın var olması için mimariye ihtiyaç duyuyoruz. Mimari olmadan üreyebilirsiniz, beslenebilirsiniz ama üretemezsiniz.

Ben şöyle görüyorum, kiminin Judeo Hıristiyanizm dediği, kiminin vahşi kapitalizm, kiminin Siyonizm, Evangelizm dediği hep kulplar taktığı 21.yüzyılın başında tükenmekte olan bir sendromun kalıntı ürünleri olarak karşımıza çıkıyor. En abidevi ürünleri olarak TOKİ görülebilir. İzmir Limontepe mesela, bir cami, bir okul, bir süpermarket yapılmış. Kimse toprağa ayak basmıyor. Doğu Alman mimarisinin kalıntıları bunlar. Toplama kampları gibi yapılar. İstanbul’da kimliksizleştirme çabası her açıdan sürüyor. Marmaray şaklabanlığı, Çamlıca’ya cami, üçüncü köprü, kentin siluetinin imhası, kuzey ormanları, Topçu Kışlası’nın yeniden inşası…

İnsanların düşünce ve algı sistemleri zehirleniyor

Yükselen binalarla kuzey rüzgarlarına kent kapatılıyor. Tektonik yapı değişiyor. Doğal hava koridoru olan İstanbul Boğazı kömür, is ve mazot dumanına boğuluyor. Sağlıksız bir çevrede yaşayan insanlar sağlıksız düşünüyor, düşünce ve algı sistemleri zehirleniyor.

Tüm bunlar yaşanırken, daha önemli sorunlarla karşı karşıyayız. Kuraklık ve açlık tehlikesi gibi. Bu yaşananlar sadece Siyaset ve felsefenin doğru çalışmamasından kaynaklanmıyor. Apartman görevlisine bakıyorum. Apartmanı Arap sabunu ve suyla yıkıyor. Pırıl pırıl temizliyor. Sonra o kirli suyu kapı önüne, sokağa yaya yaya döküyor. Ona basanlar apartmana giriyor tekrar. Böyle bir perspektiften bakıldığında bu durumun içinde yaşayan insanların belli makam ve mevkilere gelmesi ve geldikleri makamlarda çözüm üretmelerini beklemek çocukluk olur.

İstanbul’da cazibe merkezleri AVM’ler oldu. Artık küçük esnaf yok. 25 kuruşumuz eksikse istediğimiz ürünü alamadan çıkıyoruz. Bizim bulunduğumuz binaya bakalım. Bütün cepheye deterjan, makarna, yağ reklamları yapıştıran bir süpermarket var binamızda. Bize “şok” geçirten bu market reklam vergisi ödemiyor, yangın ruhsatı yok, görsel kirlilik yaratıyor, ürünlerinin çoğu raf ömrü geçmeye yakın ürünler.

Her açıdan zehirlenen bir toplumda çok fazla gelişmişlik, medeniyet, kent bilinci beklemek zor.

Yerel seçimler yaklaşıyor

30 Mart seçimlerine yaklaştığımız dönemde olup bitenleri ibretle izliyorum. İktidar ve muhalefet partileri bizi nereye götürmeye çalışıyor anlamaya çalışıyorum. 550 milletvekili ve danışman orduları dokunulmazlık zırhı altında ülkeye ne bıraktılar çok merak ediyorum. Bunları sorguladığım için ben de sorgulanıyorum sık sık. Düğün davetiyesi yerine tebligat geliyor adresime.

Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu kendi coğrafyası içerisinde değerlendirmek lazım. Gezi sürecinde Orta Doğu’daki tüm dengeler değişirken bu saklandı. Ahmedinejad giderken Ruhani gibi bir yıldız İran’ın başına getiriliyordu. İran tüm dünya ile anlaşmalar imzalamaya başlamıştı. İran’da yolsuzlukların, rüşvetin kuyruğu Türkiye’de kapana sıkıştı patladı. Bakan oğullarına kadar geldi. Emevi caminde namaz kılacaklarını ifade edenler Esad gibi bir yıldız yarattı. Askeri müdahalenin olmayacağı ortaya çıktı.

Irak Kürt petrollerinin Türkiye’den satışı ile ilgili sakıncalarını açıkladı. Sıcak paranın çıkmaya başladığı, büyük bir ekonomik krizin halkı vuracağı, komşularıyla sorunlu bir Türkiye ile ilerliyoruz. Bir şeyler olduğunun herkes farkında.

Türkiye’yi bugün nasıl görüyorsunuz?

Tasarrufta dünyanın sonuncusu, çocuk gelinde ben ona pedofili diyorum dünyanın birincisi olduk. Eğitim seviyesinde Uganda’nın gerisinde kaldık. Hayvanlara tecavüz ve şiddette dünyanın ikincisi, rüşvet ve yolsuzlukta dünya ikincisi olduk.

Bütün bunlar olurken bu reklam afişleri, bilboardlar, LED ışıklar, köprülü kavşaklar nedir? Bütün bunlar parası olana ya da parayı bulana, imtiyazlı zümreye hizmetin ve hukukun gittiği ama gelecek üzerine ideal kuran, üreten, yatırım yapanların köleleştirildiği bir düzene gidiyor. Bu böyle gitmeyecek.

İki olasılık var bence. Son çare bir mezhep çatışmasına döndürebilirler. Ruhani ve Karzai’nin anlaşma imzalaması, ABD’nin Afganistan’dan tamamen çekileceğini gösteriyor. Pakistan ve Türkiye’yi lokasyon olarak seçeceğini gösteriyor. Patriotlar da bunu açıklıyor. Deniz Gezmiş’in dediği gibi bilmem kaç tane ABD üssü olan ülkenin bağımsızlığından söz edemezsiniz.

İkinci alternatif açlık, kuraklık ve siyasi karmaşanın getireceği 1 milyon ölü, 20 milyon aç ve işsizi vuracak bir iç savaşı getirebilir. Bunların ikisi olmaz mı? Olmaya da bilir. Ama bitkisel hayatta kalmak anlamına gelebilir. Hiçbir zaman büyüme ve gelişme gösteremez bitkisel hayatta kalan bir ülke.

Benzer ekonomi ve kültürel yapıda olan Güney Amerika ülkelerine baktığımızda sosyalizmin oldukça kuvvetlendiğini görüyoruz. Türkiye’de sol dediğimiz zaman takım elbise içinde dik yakalı kazaklı adamlar hayal ediyoruz. Sol dağınık, paramparça, kendi içinde kavga ediyor. Abdullah Öcalan yangına benzinle gitmeyiz diyor. Açılımdan ötürü. Kızma birader oyunu gibi görünse de profesyonelce baktığımızda Monopoly oynanıyor.

Medya biraz biraz toparlansa da onların hareketleri kendi gelecekleri ile ilgili düşüncelerinden kaynaklanıyor.Halk hareketleri yükseliyor. Sol düşünceler yükseliyor. Dünyanın kaynakları belli.

Hemen İzmir’e uzanalım öyleyse…

İzmir’in kaynakları da belli. Milano EXPO 2015’ü alacak dediğimde herkes bana kızmıştı. Milano daha aday olduğu günde altyapıyı hazırladı. Milano’daki hazırlığı gördüm. 2020’yi de Dubai aldı. İzmir’de kaç kişiyi otelde konaklatabilirsiniz?

Ulaşım yok. Cumaovası tehlikeli bir havalimanı. Hala aynı yere yatırım yapılıyor.

Yamanlar tepeye kadar doldu. Bayraklı gibi bataklık bölgede dev binalar yükseliyor. Kentleşme adı altında üç sektör enflasyonu düşürüyor diye tekstil, turizm ve inşaata yükleniliyor.

Tekstil bitti, inşaat şişti, turizm böyle bir kaotik ortamda niteliksiz turist getirir. Yerel tatlar yok. Kaldırım yok. Kemeraltı yok. Alsancak da çakma Avrupa olmuş. Makyajlı ağır sorunlu bir Alsancak var.

Ülkenin yüzde 60’ı kentlerde yaşıyor. Kır nasıl beslesin kentleri?

Bu kadar karamsar mıyız?

Türkiye için umutsuz değiliz. Atatürk ve arkadaşları Türkiye Cumhuriyeti yapı taşlarını öyle güzel oturtmuş ki bu taşlardan birini çıkarmaya çalışırsanız bu sizin mezarınız olur. 30 yaşın altındaki kişiler devrime hazırlanıyor.

Birilerine kentlerimizi, geleneklerimizi, aşklarımızı ihale ediyoruz. Her şey önümüze gelsin istiyoruz. Önümüze ne sundukları muamma. Bu masaya biz oturduğumuza göre servis edilecek yemeğe razı olmalıyız. Bize cumhuriyet ballı börekli tepside sunuldu. Biz Yağma Hasan’ın böreği sandık bugüne kadar hep yağmaladık. Hep kendi çıkarlarımız için kullandık.

En büyük karmaşalardan en yalın çözümler üretilir. Dip noktasına doğru gidiyoruz.

Yerel seçimlerde tablo nasıl olur?

Yerel yönetimlerin çok ağır borçları var. Enkaz devralacak hangi parti gelirse gelsin. O çöküşün vebali de devralana kalacak. Sadece İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 200 milyar dolar borcu var.

Haliç’in üstüne ucube bir metro geçiş köprüsü yapıp, köprünün üstüne istasyon kurdular. Boğaz Köprüsü’nün ortasında otobüs durağı yapmak gibi bir şey, ne işe yarar?

Şu an Türkiye’de yapılan her şey makyaj.

Bülent Ersoy’un türbanla sahneye çıkması da çok konuşulmuştu?

Hatırlayalım, Menderes döneminin en önemli yıldızlarından Cahide Sonku, Kazancı Yokuşu’nda elinde ispirto şişesiyle fuhuş yapılan bir apartmanın bodrumunda ölü bulunmuştu. Nitelikli yaşamak lazım. Başkalarına bir şeyleri ispat etmeye çalışıyoruz sürekli.

“Saray merakı işleri yuhteşem yapar”

Saraylar yaparak adalet sağlayamazsınız, simit sarayları ile de ziyafet sağlayamazsınız. Bu kadar saray merakı işi muhteşem değil yuhteşem yapar. Halkevleri ile spor, sanat yapmalıyız. Halkın yaşam kalitesini yükseltmeliyiz. Kaynakları lale ekip biçerek, komik peyzajlar yaparak, karşı olduğumuz deniz doldurarak yapamayız. İzmir’de yapay kuş cenneti yapıldı. Çarpa çarpa hızlı trenin geçtiği yerden geçmeyecek kuşlar, diyen yetkililerimiz var.

Neden sessiz kalınıyor peki?

O kadar hoşgörülü bir milletimiz var ki 7-8 milyon sokağa çıkmadı yaşananlar karşısında. Yumurta kapıya dayanana kadar milletimiz hiçbir şey yapmaz. En mükemmel çamaşır makinesi, lüks cep telefonu, harika televizyon enerji olmadığında çalışmadığında, bir işe yaramadığında ne yapacağız. Enerji gitgide azalıyor pahalılaşıyor.

Emeğe saygının olmadığı, iş güvenliğinin olmadığı, meslek odalarının olmadığı bir sisteme ileri faşizm denir. 1940’lar 50’lerde başlayan süreç bizleri bu noktaya getirdi. Ecevit dönemi hariç olmak üzere bunları söylüyorum.

Eli palalı saldırgan konusunda CHP’den ağır eleştiriler almıştınız?

Basına 2,5 saatlik konuşmamın 59 saniyelik kısmı servis edildi. İstanbul İl Genel Meclisi’ndeki bir CHP’linin danışmanı Taksim’de bir gün otururken yanımıza geldi bana Talimhane’de esnafı ziyarete gittiklerini, esnafın rahatsızlığını ve konuşmalarda eli satırlı, palalı kişilerin sokağa çıkma ihtimalinin olduğunu söyledi. Ben de öyle şey olur mu diye tepki gösterdim. Gülgün Feyman’a, Aylin Kotil’e bunları aktardım böyle bir dedikodu var dedim. CHP böyle bir şey yaptı demedim. Sabri (Eli palalı saldırgan) BDP’li ve AKP’le davalık biri. Nitekim ardından böyle bir olay yaşandı. CHP’li genel başkan yardımcısı beni kastederek belgelerle çıkacağım, yalan söylüyor dedi. Kılıçdaroğlu da bu işleri bıraksın modasıyla uğraşsın aklını peynir ekmekle yemiş, AKP’den aday olsun siyasi muhatap alalım dedi. O anda CHP benim için bitti. Kimin dolduruşuyla nakledildiyse yaşananlar. Bütün bunlar yaşandıktan kısa bir süre sonra ise Kılıçdaroğlu (beni kastederek) ben onu tanımıyorum, Gürsel Tekin ise dava açmayacağız dedi. Anlam veremedim.

AK Parti’ye de CHP de oy vermem diyorsunuz?

THY grevinde nerdeydi CHP? CHP bugün nerede? Bugün sadece bağırmakla, çekirdek çıtlatmakla siyaset yapılmaz. CHP Kadın Kolları üyeleri ellerinde sosisle sokak aralarında kedi köpek besliyor, çaydan çaya gidiyor. AKP’yi günahım kadar sevmem, zaten mahkemeliğim ama AKP’nin kadın kolları harika çalışıyor. MHP ve BDP faaliyetlerini geliştiriyor. Ananı da al git dediler ana muhalefet de kalmadı. Siyaset tabandan yapıldığında başarıya ulaşıyor.

Ben CHP’de sık sık dillendirilen Atatürk’ün partisiyim lafına karşıyım. 90 yıllık tecrübede erozyon dışında bir şey çıkmadı bu partiden.

Sarıgül rüzgarına ne diyorsunuz?

CHP’de ulusalcı modern kimlikler kızağa çekildi. Bir Sarıgül çıktı ortaya. 40 yıldır tanırım Sarıgül’ü. Başka yorum yapmayım. Kaşı botokslu, takma dişli, saçı boyalı bir adama ben oy vermem. Televizyona çıkıp benim 2 bin parça takım elbisem var diyen bir adama ben siyaseten şans vermem. İstanbullular da şans vermez. Şişli’de yeşil alan kalmadı. Paşa Mahallesi’ndeki rant nedir? Müthiş bir yeşil alan olabilecekken. Bunlar neden konuşulmuyor.

Ben AKP’ye hayatta oy vermem ama bu şartlarda CHP’ye de oy vermem. Bu benim vicdanım. Vererek vicdan azabı çekeceğime vermeden bana ne ben sorumlu değilim derim. Sırf AKP’ye karşı olmak için bir hareket yapmam. Kötünün iyisine katlanamam, iyinin kötüsüyle idare ederim.

Konser vererek belediye başkanlığı yapılmaz!

Şişli dediğimiz yer Nişantaşı mı sadece. Gidin Gürsel Mahallesi’ne Nurtepe’ye, Okmeydanı’na Kağıthane sınırlarına, 19 Mayıs Mahallesi’ne. Kentsel dönüşüm adı altında birkaç tane firmaya peşkeş çekilmiş, fakir mahallelerin sırf oradan gitsinler diye sokaklarına moloz döküldüğü bir ilçenin belediye başkanına mı oy vereceğiz. Yılbaşı kutlayıp, konser vermekle belediye başkanlığı yapılmaz. Kömür ve makarna örneğinde olduğu gibi.

Hiç mi başarılı yok, var. Sarıyer’de Şükrü Genç CHP’li başkan. Adam çalışkan ve düzgün işler yaptı. AKP’nin bıraktığı borçlara rağmen. Şişli’de Ümit Zileli’ye oy veririm. Terbiyeli entelektüel, Beyoğlu’nda Aylin Kotil’e oy veririm. Büyükşehir’de oy vermeyeceğim. Seçmen olduğum ilçemden sorumluyum. Ne AKP’ye ne CHP’ye Büyükşehir’de oy yok.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here