Ne getirmişler?

0
63

Henüz teknolojinin gelişmediği, sosyal yaşamın derinlemesine hissedilmediği, tüplü televizyonlar karşısında eğlenilen çocukluğum; aile üyelerinin, iş arkadaşlarının, mahalle insanlarının birbirlerine giderek sıcak, yakın birebir ilişkiler kurduğu günleri hatırlatıyor bana.

Büyüklerin toplumsal baskılar ve yaşam öğretileri ışığında öğrendikleri ve çoğu kez ayıplanma korkusundan dolayı içlerinden çok ama çok yüksek biçimde söyleyip sesli telaffuz edemedikleri düşünceleri dünyanın her yerinde yaşayan milyonlarca çocuk gibi ben de özgürce, korkusuzca, toplumsal baskı nedir bilmeksizin söyleyebildim. Yetişkinler gibi ne korkum vardı, ne de gördüklerimi karşımdakine ayıp olur düşüncesiyle içime atıp ikiyüzlülük yapacak bilgim…

Ezgi Başak Gözde Ben

Sobalı, renkli halılı, divanlı oturma odamıza doğru ilerlerken gelen konuklarımız, korkulardan bağımsızca sormuştum o soruyu: “Anne, ne getirmişler?”

Soruyu sormamla beraber anne ve babamın yüzünde değişen ifadelerle bir yanlış yaptığımı ancak yanlışın ne olduğunu anlayamamıştım. Bu anlaşılmazlıkta çocuk olmamın payı büyüktü elbet. Oysaki konuklarımız daha öncekiler gibi başka bir eve ziyarete gittiklerinde yanlarında küçük bir torba ile geleneklere uygun yiyecek, içecek ya da bir hediye getirmişlerdi. Gittiğimiz evlere bizler de bir şeyler götürür, bize gelenler de bir şeyler getirirlerdi.

Bu öğretilmiş geleneğin yansıması olarak eve gelen konukların getirdiği o naylon poşedin içini fazlasıyla merak etmiştim. Kabul ediyorum biraz aceleci davranmıştım ama ben de sabırsız yönleri olan bir çocuk gibi ansızın sormuştum işte.

Anne ve babamın hafiften bozaran yüzleri misafirlerin kahkahasıyla biraz olsun düzelince ortam sakinleşti. Benim yüzümün kırmızılığı ise henüz gitmemişti.

Ebeveynlerin çocuklarından bekledikleri o kurgulanmış davranışa uygun bir hareket gösteremeyen ben utanıp yerin dibine girmiştim.

Toplumumuzun değer yargıları misafirliğe gidilirken armağan götürmeyi öğütlerken, o armağanlara sanki bize ait değilmişçesine muamele yapmamızı emrediyordu. Bu birbiriyle çelişen iki durum arasında çocukluğumun kurbanı olarak hem kendimin hem de ailemin yüzünü kızartmıştım.

Arkama dönüp baktığımda, çocukluğumda gizli, bugün gülüp geçtiğim ancak o gün utandığım o an; büyüklerin olduğu yerde öncelikli iletişimin büyükler tarafından kurulduğu; çocukların ahlaki normlara uygun olmayan sürprizler yapabileceği ve bu sürprizden etkilenen çocuğun yaşamında öğrenilmiş/yaşanmış ve kavranmış ahlaki öğretilerle o çerçevesi çizilmiş yaşam kalıplarına nasıl uydurulduğunu gösteriyor her defasında.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here