Öykünme Kültürü

0
53

Kendimizi bildik bileli öykündük hep başkalarına.

Yüzümüzü çağdaşlığa, batılılığa, medeniyete döndük, hep onlar gibi olmak istedik…

Amerikalılar gibi farklılıklar içinde “biz” diyebilen, Almanlar gibi disiplinli, Uzakdoğulular kadar “çalışkan”, İskandinavlar kadar “refah” içinde olmayı umduk hep.

Başkalarına benzemek için geçen sürede onların neyi nasıl başardıklarından çok, nasıl göründükleriyle ilgilendik. Benzeme çabası içerisinde girdiğimiz süreçte görüntümüzü ne kadar benzetebilirsek onlara o kadar başarılı oluruz zannettik her defasında. Yine olmadı, yine hüsranla yarım kaldı her şey.

Sonunda yine biz kendimiz olduk. Yine kendimiz gibi kaldık ortada…

***

Haber bültenlerinin en klişe benzetmesidir: “Burası Türkiye”, “Böylesi ancak Türkiye’de olur…”

İçten içe bir aşağılama, başkalarına özenme takıntısının yansıması değil mi bunlar…

Klişelerin dikte edildiği her haber bülteni henüz çocukluğunu yaşamakta olan ve dünyadan bihaber düşünce yapılarına ket vurdu.

Üzerinde bulunduğumuz ülkenin eksiği neydi, vatandaşları kendi ülkelerini böylesine acımasızca yerden yere vuruyordu anlayamadık hiçbir zaman…

***

Farklı ülkeleri gördüm sonra, farklı kültürel yapıları… Farklı düşünce dünyalarının bir araya geldiği topluluklarda insanları gözlemledim. Her şey ne kadar garipti.

Konuşulanları dinledim. Tartışılanların ucundan kıyısından dahil oldum. Bazen Müslüman dediler, bazen Osmanlı geleneğinden Avrupalı. Kimisine göre adını ilk defa duydukları bir ülkeden gelmiştim.

Bazıları da konuştuğumuz dilin varlığını o an benden duymuştu. Yunanistan’la komşu olduğumuzu söylediğimde “tamam” diyenlerin heyecanına tanık oldum.

Paralarımızın her birinin üzerinde Atatürk olmasını anlatmaya çabalarken, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti diye yalnızca Türkiye Cumhuriyeti’nin tanıdığı, Kıbrıs adasının kuzeyinde varlığını sürdüren bir devletin olduğunu da anlatmayı ihmal etmedim.

Dost, kardeş Azerbaycan’ı atlamadım elbet, Ermeni sorununa objektif bakarcasına değerlendirmelerde bulundum dost sohbetlerinde… Rakı, kebap, yemekler es geçilmedi…

***

Yine döndük kürkçü dükkânına bıraktığımız yerden.  Onca yaşanmışlık ve anının ardından bir kez daha baktım ülkeme.

En basit bir olumsuzluğun ardından istifa eden Japon bakanlara baktım.

Hızlı tren kazasının yükünü makinistlere yükleyen bakanları da gördüm.

En acısı da neydi biliyor musunuz? Siyasetin anlamsız lafları, hızlıca söyleme sanatı olduğuna bir kez daha şahit oldum. Ülkeyi yönettiğini, yönetenlere muhalefet ettiğini zannedenlerin boş muhabbetlerine şahit oldukça tüm söylediklerimi unutup öykünmek istedim çaresizce başkalarına.

Bu siyaset kültürü sizleri de sıkmadı mı artık?

Oysaki birileri; “Her şeyimiz batılı gibi olsaydı o zaman kültürel değerlerimizin hiçbir anlamı kalmaz” demişti. Haklıydı da!

Keşke her şeyimiz aynı kalsa da; şu içi boş, birbirine saçma sapan saydıran, insanları düşünsel olarak bir adım öteye dahi taşımayan siyaset anlayışımız değişse…

İşte o zaman gurur duyacağım siyasetçiler hizmet ettikleri ülkeyi öykünmeyen insan topluluklarını yönetiyor olurlardı herhalde…

 

PAYLAŞ
Önceki İçerikÇıplak Çelebi
Sonraki İçerikYunan yangınının esintileri
Gözlem yapmayı, izlemeyi, yeni yerler keşfetmeyi, şehirlerde insanların içine karışmayı seven biri. Eğitimli muhabir. Gördüklerini, hissettiklerini, deneyimlediklerini yazmaktan keyif alıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here