Pierre Loti’ye dair…

0
353

Televizyon ekranlarında İstanbul siluetleri yansıtılırken Haliç’e nazır bir tepeye şahit olurdum. Pierre Loti Tepesi denilen bu tepe gerçekten İstanbul’a farklı bir açıdan hâkim olan ve manzarasıyla göz dolduran bir güzelliğe sahip görünüyordu.

Pier Loti Galata Sinan Buğra (19)

Yıllar yılı İstanbul’a gelen ben artık her geldiğimde farklı bir mekanı gezmeye kendime söz verdiğimden dolayı arkadaşıma rica ederek gözümü Pierre Loti Tepesi’ne çevirdim.

Taksim Meydanı’nda buluştuktan sonra gideceğimiz yere nasıl ulaşacağımı bilmediğimden tüm ipleri arkadaşıma devrettim. Onunda kulaktan dolma bilgilerle öğrendiği yol bizim için bir eziyete dönüşecek gibiydi.

Taksim’den Eminönü Meydanı’na geldikten sonra Gaziosmanpaşa yönüne giden belediye otobüslerini aramaya koyulduk. Sıcağın yoğun biçimde hissedildiği hava bizi yoruyordu.

Sonunda gelen belediye otobüsüyle tıklım tıklım bir yolculuğa giriştik. Gideceğimiz yön Eyüp ve Gaziosmanpaşa ilçeleri olduğundan ilçe sakinlerinin genel giyim alışkanlıkları sıcak havaya uygun değildi. Buna otobüsün klimasının çalıştırılmaması da eklendiğinde bulabildiğim hava boşluğundan kafamı dışarıya çıkarmaya çalışıyordum.

Boğulmamız ara sıra duraklarda otobüsün durup kapılarını açmasıyla engelleniyordu.

Eyüp Sultan’ı geçtikten sonra otobüs dolambaçlı yokuşlarla yola devam etti. Ben ise sıcaktan şuurunu kaybetmiş vaziyette çevreyi izliyordum.

Otobüs şoförünün son durak demesiyle beraber Gaziosmanpaşa’ya geldiğimizi algıladık.

Pier Loti Galata Sinan Buğra (21)

En yakın yerden sularımızı edindikten sonra biraz olsun serinledik.

Bir kişiye yolu sorduktan sonra yürümeye koyulduk. Tahminlerimize göre 20 dakika içinde Pierre Loti Tepesi’ne ulaşacaktık.

Alnımızdan terlerin şıpır şıpır akmaya devam ettiği yürüyüşümüzün sonunda turistleri çekmeye çalışan esnafların bulunduğu toprak bir yolda bulduk.

Otopark bulmaya çalışan azimli şoförlerin birbirlerine saygısızca bağırdığı ve artık sıcağın tahammül edilemez duruma geldiği toz içindeki yolun sonunda bir yanımızda mezarlık diğer bir yanımızda ise ağaçlık güzel bir kahvehane vardı.

Kahvehanede oturup rahatlamadan önce bu güzel manzaranın tadını çıkarmak istedik. Fotoğraf makinelerimizi elimize alıp İstanbul’a farklı bir açıdan bakmanın gururuyla deklanşöre defalarca bastık.

Mezarlıkta yatanların şansını tartıştıktan sonra Galata Kulesi ile Tarihi Yarımada’yı görmeye çalıştık. Bir zamanlar pislik içinde tehlike çanları saçan Haliç’in biraz daha mavileşmiş rengiyle birkaç adayı barındırdığı sularını izledik. Sular üzerinde gezen deniz bisikletleri ilginç bir görüntü sergiliyorlardı.

Arkadaşımın deniz bisikleti teklifine hiç düşünmeden hayır dedim. Benim için gerçekten korkunç bir deneyim olabilirdi.

Kahvehaneye geçtikten sonra gazozlarımızı yudumlayıp ortamın etkisine alıştık.

Bir zamanlar belediye meclisine sunulan tepenin Eyüp Sultan Tepesi olarak değiştirilmesi önerisi ne kadar tepki görmüştü.

Peki kimdi bu Pierre Loti?

1876 yılında İstanbul’a gelerek buraya yerleşen ve sık sık bu tepedeki bir kıraathaneye gelmesiyle tanınan Fransız roman yazarı ve doğubilimci Julien Viaud’dı Pierre Loti olarak anılan kişi.

Pier Loti Galata Sinan Buğra (22)

Osmanlı aşığı olarak tanınan ve İstanbul’un fahri hemşerilik belgesi verilen Pierre Loti tepeye adını sık sık buraya geldiği için vermiş.

Ayrıca Pierre Loti Türkiye’de edebiyat dünyasını da karıştırmasıyla ünlenmiş. Kimi aydınlar onun gerçekten bir Türk dostu olduğuna inanırken, kimileri de onun aslında Osmanlı’nın zayıf ve geri kalmış hâlini acıyarak sevdiğini savunuyorlarmış. 1925 yılında, Nazım Hikmet yazdığı Şarlatan Pier Lotişiirinde kendisinden şöyle bahsetmiş:

Hatta sen

sen Pier Loti!

Sarı muşamba derilerimizden

birbirimize

geçen

tifüsün biti

senden daha yakındır bize

Fransız zabiti!

Kahvehane havası ve manzara gözlemimizi bitirerek bizi Haliç kıyısına taşıyacak teleferiğe yöneliyoruz. Teleferikle mezarlığın üzerinden yumuşak bir inişle Haliç kıyısına iniyoruz.Nazım Hikmet ilerleyen mısralarında da ağır bir şekilde Loti’yi eleştirerek, onu “Çürük Fransız kumaşlarını yüzde beş yüz ihtikârla şarka satan” bir burjuva olarak tanımlamış. Diğer yandan yazar Abdülhak Şinasi Hisar, İstanbul ve Pierre Lotiadlı kitabında Loti’ ye övgüler yağdırıp ve Loti’nin yazılarının bazı Türklerin yazdıklarından daha millî bir his ve zevk taşıdığını söyleyerek, onun Türkiye ile ilgili bütün eserlerinin Türkçe’ye çevrilmesini dilemiş.²

Herkesin çimler üzerinde oturarak çevreyi izlediği Haliç’i izleye izleye geri dönüş yolumuza koyuluyoruz.

İstanbul her köşesi doğal cennet, şu insanlar olmasa…

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here