Sürdürülebilir heyecan

3
60

Heyecana ihtiyacı var hayatın.

İnsan heyecan olmadan yaşayamıyor.

Siyasetin git-gelleriyle anlamsızca yoğrulurken, iş ve yaşam koşuşturmalarıyla geçiriyoruz günleri çoğu kez aynaya bakmaya fırsat olmadan.

Kopartıyoruz kendimizi kendimizden, bakıyoruz geriye… Zaman yine geçmiş, bir sonraki hafta, bir öncekinin aynısı. Hiçbir fark yok.

Birilerinin birileri üzerine söz söylemesi üzere kurgulanan dünyalarda, çoğu kez izleyici konumuna düşüyoruz saçmalıklara baktırılanlar olarak. Kurgu dünyalardan çekip kendimizi sıyıramadığımız içindir bu mutsuzluğumuz.

Corpus 5922

Bazen birkaç deniz mili uzaklığından gelen iki satır yazıyla parlıyor gözler, bazense iki adım ötemizdeki o göz göze gelişle hızlanan kalp ritmine uyuyor bedenler.

Bazen aynı masa etrafında yenilen bir yemek kadar mutluluk, bazense ne zaman mesajıma yanıt verecek sorusunun gizemi kadar heybetli yaşananlar.

Yılların verdiği durgunluğu harekete yönelten, o birikmiş tortuyu kaldırmaya teşvik eden şanslı tesadüfler çoğu kez “kendi kendine” özellikler taşısa da “insan” olduğunu hatırlatıyor insana…

İsmi geçen anlatıların heyecanı, ortak cümlelerde buluşmanın keyfi insanın soluduğu havaya artı değer katıyor. Her şeye beddua eden, anları birbirinden ayırmayı unutan zihinler için adeta açıcı oluyor bu sürpriz misafir.

Misafirler ne kadar farkında, farkındalık kimin ne kadar umrunda bilinmez. Bilinmeyenli anların heyecanı hiçbir “bilinene” değiştirilmez haliyle.

Karşılıklı diyalogda iki farklı dünyanın, her kelime üzerinden farklı coğrafyalara, farklı algılara gitmesi de bilinmezliğin çokluğundan. Açık olmanın korkusu, büyünün bozulması endişesinden değil mi?

Heyecan ne kadar sürerse o kadar hayata bağlanmak varken, şalteri indirmek, büyüyü beklenmeyen bir sonuçla yok etmek hiç akıl karı değil.

O yüzden oynamalara devam ederek, öyleymiş gibi yaşamak heyecanı sürdürmek,  mantıklı düşünüldüğünde kendini kandırmak olsa da keyif veriyor insana. En derin uyuşturucu etkisinin gün ağarırken sona ermesi gibi…

Corpus 583

Beklenilen, umulan gibi olmayacak hiçbir şey belki. Belki “bu da geçer” ile sona erecek ama heyecan bitmemeli. İnsan yaşadığını, “an”ı hissetmeli. Herkesin hislerini ayağa kaldıran tesadüfler yaşanmalı şu dünyada.

Yoksa gerçekten bugünün yarından, dünün bugünden hiçbir farkı yok.

PAYLAŞ
Önceki İçerikAmsterdam Müzeleri
Sonraki İçerikAnlık geçiş
Gözlem yapmayı, izlemeyi, yeni yerler keşfetmeyi, şehirlerde insanların içine karışmayı seven biri. Eğitimli muhabir. Gördüklerini, hissettiklerini, deneyimlediklerini yazmaktan keyif alıyor.

3 YORUMLAR

  1. Bu ne biçim iş…
    Üç kez yazdım, gönderemedim….
    Neler yazdıklarımı da unuttum….
    Biliyorsun o an içimden geldiği gibi yazarım, sordun mu da “unuttum!” derim…
    Anımsamaya çalışıyorum:
    Bu arada çaydanlığı ocağın üstünde unuttum, az kalsın ondan oluyordum…
    Ama senden olmayalım…
    Az sonra oyumu atmaya gideceğim, Yasemin isteği olsun…
    Pamuk’u da “neredesin?” diye mesaj attım…
    Yahu ben ne saçmalıyorum….
    Yazını iki kez okuduktan sonra kavrayabildim…
    Bilimsel olmuş…
    Sanki sunum yapıyorsun….
    Etiketteki sözcüklere takıldım…
    Bazıları benim içinmiş gibi geldi…
    Sonuç:
    Tebrik ediyorum…

  2. Ha sahi…
    Kaybettiğim ilk yorumda…
    Fotoğraf da ilgimi çekmiş, belirtmiştim…
    Aman dikkat et, bir yerini “ham yapmasın!” gibi bir şeyler karalamıştım…

  3. Çevremizde var olan her şey, hayatın içinde akıp giderken bakıp da anlam yükleyebiliyorsak makro farkındalığa yükselmişiz demektir. Bir de bu anları biriktirip toplayabiliyorsak işte size sürdürülebilir heyecan…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here