Yavaş Ölüm

0
120

Birbirini sadece sosyal medyadan gören, sokakta rastgeldiğinde “nereden hatırlıyorum, nereden tanıyorum” diye zihin bunalımına düşen kişilere dönüştük her birimiz…

Arkadaşlarımızın arkadaşlarını, ailelerini hiç görmeden seviyoruz. Paylaşılan fotoğraflar üzerinden biz de ordaymışız gibi yaşıyoruz işte…

Yaz mevsiminin etkisiyle plajlar, deniz, havuz görüntüleri derken gezenler paylaşıyor, gezemeyenler ise gezecekleri günü iple çekerken; paylaşılanlar üzerinden hayale dalıyor.

yavas olum (2)

İşyerinde bilgisayar başında, paylaşılan tatil fotoğraflarına göz gezdirenler tatildeymiş hissine kapılıyor.

Nasıl geldiği belli olmayan, nasıl geçtiğini de yıllardır kavrayamadığım “yaz”, tutabildiğim kısmıyla gitmeyi çağrıştırıyor bende.

Bütün kış çalışıp, yazın yiyen cinsinden yaşamaya çalışırken hayatı, tutturabildiğim anlar daha önce görmediğim coğrafyaların kurgusundan oluşuyor.

Hayatının onca yılını aynı yazlık parçasının üstünde yaz ve kışın mevsimsel geçişlerine göre yaşamaya çalışanlara inat, her defasında başka bir noktada gözümü açmaya gayret ediyorum.

yavas olum (1)

Küçük bir çantaya sığdırılan eşyalarla yapılan kaçamakların verdiği keyfi anlatmanın imkanı yok. Abartılı rakamsal öngörülerin korkusuna sığınmaya da hiç gerek yok. İstedikten sonra her yerde en uygun bütçelerle yeni bir pencere açacak kadar zaman geçirilebiliyor…

Yavaş ölmeyi tercih edenlerin dünyasında birbirinin aynı o kadar çok insan var ki “her insan biriciktir” klişesi geçersiz kalıyor çoğu zaman…

Oturduğu yerden kalkmakta bile zorlananların varlığında hayatta farklı olanı yapma mücadelesine girişebilecek cesareti toplamak lazım nefes alınan her an.

Bazen alınan bir mesaj, bazen hemen yan masada oturan iş arkadaşının harekete geçirdiği heyecan duygusu hızlandırıyor bedeni.

Yavaş ölmeyi tercih edenlerin sıradanlığından sıyrılıp hareket edebildiğinde özgür olunabiliyor gerçekten.

İşte bu yüzden anlayan insanlarla bir arada olmak, anlayan insanlarla iletişim kurmak gerekiyor. Söyleneni anlayan, kelimeleri uzak diyarlara götürmeden hisseden kişilerle çıkılan yolculuklar anlam katıyor benliğe.

Bir gün bir şiirle başka akıllarda canlanabiliyorsa insan, o insana kendi dünyasından bir şeyler iletebildiğinden işte… ‘Yavaş Ölüm’ü okuduğunda canlanan “ben” kadar, canlandırdıklarımız ölçüsünde anlamlandırıyoruz bir ötekimiz için hayatı…

Şiir için teşekkür etmek lazım Gökçe Kırtıloğlu’na…

 

Yavaş Ölüm*

“Yavaş yavaş ölürler,

Alışkanlığının kölesi olanlar,

Her gün aynı yoldan yürüyenler,

Giysilerinin rengini değiştirmeye yeltenmeyenler,

Tanımadıklarıyla konuşmayanlar,

 

Yavaş yavaş ölürler,

Tutkudan ve duygularından kaçanlar,

Beyaz üzerinde siyahı tercih edenler,

….

Yavaş yavaş ölürler,

Aşkta ve işlerinde ve sevdalarında mutsuz olup da bu durumu tersine çevirmeyenler,

Rüyalarını gerçekleştirmek adına kesinlik yerine belirsizliğe kalkışmayanlar,

Hayatlarında bir kez bile mantıklı tavsiyelerin dışına çıkmamış olanlar,

 

Yavaş yavaş ölürler,

Yolculuğa çıkmayanlar,

Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,

Günüllerinde, vicdanlarında hoşgörü barındırmayanlar.

 

Yavaş yavaş ölürler,

Özsaygılarını ağır ağır yok edenler,

Kendilerine yardım edilmesine izin vermeyenler,

Ne kadar şanssız olduklarından ve sürekli yağan yağmurdan yakınmaktan yorulmayanlar,

 

Yavaş yavaş ölürler,

Bir işe başlamadan o işten el çekenler,

Bilmedikleri şeyler hakkında soru sormayanlar,

Bildikleri şeyler hakkındaki soruları yanıtlamayanlar.

 

Ölümden kaçınayamacağıza göre, kaçınalım küçük dozdaki ölümlerden,

Anımsayalım her zaman,

Yaşıyor olmak yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir.”

* Martha Medeiros (1961 doğumlu yazar ve gazeteci)

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here