Güneşin Kenti Mersin

Yazdan kalma bir havada Tarsus aktarmalı Mersin yolculuğunda sona yaklaşılıyor. Kaç saattir yolda olduğumu hatırlamıyorum bile. Kâh güldük, kâh uyuduk, zaman zaman da servis memurunun evinin su basması ile ilgili konuşmadan başlayan sohbetle zaman geçirdik.

Tarsus Otogarı sessiz. Birkaç otobüs girip çıkıyor. TAŞTİ adıyla anılan bu otogar belediyenin ne kadar yaratıcılık yoksunu olduğunu vurguluyor. Sadece Tarsus değil birçok şehir için geçerli bu sözüm. İsimlere takılmak ne kadar doğru ama kısaltma hastalığından kurtulmalıyız diye düşünüyorum.

Servis otobüsüyle bu kez Tarsus-Mersin istikametine dönüyoruz. Tarsus merkezde yolun sağında koskoca bir Nusret Mayın Gemisi göze çarpıyor. Etrafı bol Türk bayraklı bu gemi, heyecanlı bir yolculuğun ardından Tarsus’a getirilmiş. Bir anlamda jilet olmaktan kurtarılan gemi tarihe vefa örneği olarak akıllara kazınmış. Belediyeyi bu çalışmadan dolayı kutlamak lazım.

Yolun iki tarafı toz içinde uzun zamandır yağmur düşmemiş olduğu dikkatlerden kaçmıyor.

Yazdan kalma bir gün deyimi burası için geçerli değil aslında. Zaten yılın 9 ayı yaz gibiymiş. Bunalmaya başlıyorsunuz belirli bir süre sonra.

Liman kenti olgusu oldukça işlemiş. Fabrikalarıyla ticaretin geliştiği bir kent olan Mersin, ülkemize önemli katma değer kazandıran şehirlerimizden.

Mersin’in köy pazarına benzeyen otogarında yolculardan birkaçını indirdikten sonra, adına takıldığım Tarsus Otogarı’nı mumla arıyorum. Pozcu’ya doğru giderken Mersin Şehir Stadyumu’nu da geçiyoruz. Göç alan şehirlerin başında geliyor Mersin, bu izleri etrafta görmek mümkün.

Sonunda yorucu yolculuğumuz sona eriyor. Elimizde çantalarla eve gidiyoruz. Bir an önce kendimi eve atmak istiyorum. Sokaklarda cirit atan 60–70 doğumlu taksiler ilginç bir görüntü oluşturuyor. Şehiriçi ulaşım çok ucuz olduğundan taksi kullanmak fazlasıyla gereksiz ve lüks kaçıyormuş. Böyle olunca dönmeyen ekonomi ve yenilenmeyen taksiler göz önüne geliyor.

Babam yıllar önce “Mersin’de en küçük demir para bile geçer” derdi. Ben bu sözü bir türlü algılayamazdım. Sanki demir paralar Türkiye’nin her yerinde kullanılmıyor da sadece Mersin’de geçiyor diye düşünür dururdum. Sözün manasını bulmama arkadaşım yardım ediyor. Hayat Mersin’de ucuzmuş. Yaşamak kolay! Tedavülde olan en küçük para ile bile bir şey alabilmeniz mümkün. Hayat bu, bazı sözler yıllar sonra anlaşılabiliyor demek…

Sözde dinlenmek için girdiğimiz evde bir bardak su içip, kente kuş bakışı bakmak için çatıya çıkıyoruz. Eylül ayındayız birazcık serin olsa bari; resmen kavruluyoruz. Çatıda adım atabilmek de mümkün değil. Her yer güneş panelleriyle çevrili. Zar zor adım atıp çatının uç kısmına geliyoruz. Çevreyi şöyle bir inceliyorum.

IMAG0033

Her yer güneş enerjisi, su deposu kıvamında sistemlerle çevrili. Bir tane kiremitli çatı yok. Tüm evler 9 ay bu sistemle 24 saat sıcak suya ücretsiz erişebiliyormuş. Doğal kaynakların kullanımına örnek bir kent Mersin…

Bu kadar yeter deyip, deniz havası almak üzere sahile çıkıyoruz. Yolda karşımıza Muğdat Cami çıkıyor. Türkiye’nin ender altı minareli camilerinden biri olan bu caminin minareleri çok orantısız. Özellikle yakından baktığınızda simetrideki hatalar gözünüze çarpıyor. Uzaktan bakmak daha iyi. Cami çevresindeki çevre düzenlemeleri son derece başarılı. Güzel yeşil alanlar oluşturulmuş.

Meteoroloji İstasyonu’nun karşısından deniz kıyısına geçiyoruz. Mersin Büyükşehir Belediyesi Kültür Parkı tüm cazibesiyle karşımızda. Basınla ilgili Atatürk’e ait bir söz de parkın ortasına yerleştirilmiş.

Sevgi Meydanı ismiyle düzenlenen sahil yürüyüş yapanlar ve oyun oynayan çocuklarla dolu. Sütunlar dikilerek güzel bir görüntü sağlanmış. Deniz kıyısından çevreyi izlerken Mersin Hilton’u da uzaklarda görebiliyoruz.

Duraktan minibüslere binip bu kez şehir merkezine gidiyoruz. Boydan boya büyük bir meydan karşılıyor bizi.

Mersin Cumhuriyet Meydanı yaşlı palmiye ve muz ağaçlarıyla büyüleyici bir manzaraya ev sahipliği yapıyor. Devlet Opera ve Balesi binası ile Atatürk Anıtı birbirini tamamlıyor.

Önemli konser ve festival etkinliklerinin yapıldığı bu meydan Mersin’i ifade eden en temel yer bana göre. Tipik Akdeniz ikliminin ürünleri bu kadar net başka yerden görülemez. İzmir ya da diğer bölgelerdeki palmiyelere nazaran buradaki palmiyelerin gövdeleri olabildiğince ince ve uzun. Hayatımda bu kadar uzun ve ince palmiyeleri bir yerde görmemiştim.

Sıcağın etkilediği anlarda Atatürk Caddesi üzerinde yer alan Atatürk Evi ve Müzesi’ne giriş yapıyoruz. Atatürk’ün birkaç gece kaldığı bu ev ayrıca Atatürk’ün halka hitaben yaptığı konuşmalarının da anılarını taşıyor.

IMAG0040

Evin restorasyonu Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca yapılmış. Günün en sıcak dakikalarında kalabalık bir ziyaretçi topluluğu evi dolaşıyor. Bizde iki katlı bu evi dolaştıktan sonra kendimizi çarşıya bırakıyoruz.

Kuvayi Milliye Caddesi’nde dolaşırken yine eski model taksilerle karşılıyoruz. Mersin yaşanılabilir bir şehir gerçekten. O kadar çağdaş bir görünümü var ki, göçe rağmen fazla da bozulmamış. Tek tük kötü görüntüye rağmen özellikle sahil kesimleri kendi başına bir ülkeymiş gibi özgür.

Acıkan karnıma yemek tavsiyesi geliyor. Silifke Caddesi üzerinde Gündoğdu Kebap’a giriyoruz.

IMAG0031

Türkiye’nin dört bir yanında lokantalarda servise dair farklılıklar kültürel boyutta yaşanıyor. Bu farklılığın Mersin’deki boyutu ise siparişiniz alındıktan sonra masaya su ve salatanın ücretsiz olarak gelmesi. Salatayı yerken karnınızı doyurabilirsiniz aman dikkat edin.

Gündoğdu Kebap Bursa’ya ait İskender’i öyle bir sunuyor ki, görüntü ve lezzet açısından şimdiye dek yediğim en lezzetli yemek oluyor. Bu lezzetten etkilenen ben 3 gün üst üste Gündoğdu Kebap’ı ziyaret ediyorum.

Mersin’e yolu düşenlere en büyük önerim Silifke Caddesi üzerinde Gündoğdu Kebap’a uğramalarıdır.

Yılın 9 ayı değil 12 ayı şiddetle tavsiye edeceğim Mersin, sıcaklarıyla yıpratsa da yaşanabilirliği ile her şeyi telafi edecek düzeyde.

Leave a Comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You might also like